Xanthos & Saklıkent

Kaş’tan Marmaris’e doğru yol alırken yolumuzun üstünde bulunan Unesco’nun dünya mirasında korumaya aldığı arkeolojik bir alana uğradık. Xanthos Likya dönemine ait bir şehir. Likya’nın dini ve idari merkezi olan yerleşkede ayrıca sonraki dönemlere ait güzel bir kilisenin kalıntıları da bulunuyor.

Burası ile ilgili bana en ilginç gelen şey hikayesi oldu. M.Ö. 545’de, Pers ordusu tarafından kuşatılan kentte Xanthos’lular kanlarının son damlasına kadar savaşıp çaresiz kalınca kendi kadın ve çocuklarını öldürüp evlerini yakmış, sonra da intihar etmişler.

M.Ö. 42’de Brutus tarafından tekrar işgal edilen kentte 2. Bir felaket yaşanmış. Teslim olmayarak özgürlükleri uğruna ölene kadar savaşan Xanthos’lulardan geriye 150 erkek ve sadece birkaç kadın kalmış. Şehrin büyük bir felaket sonucu yandığı ise kazı sonuçlarından anlaşılmış.

 Kherei isimli Likya kralının savaşlarda geçen ömrü anısına dikilen bu anıt aslında 11m boyundaymış ve tepesinde aslan kabartmaları varmış. Dört tarafı kabartmalarla süslü bir mezar odasından geriye aşağıdaki yapı kalmış…

Amfitiyatro, kentten günümüze en düzgün ulaşan yapıydı.


Antik tiyatronun hemen arkasında bir anıt mezar bir de lahit yer alıyor...
Lahitin yanında Giz...
Şimdi de öldürücü sıcağa rağmen anıt mezarın yanında poz veren Giz :)
9 metre yüksekliğindeki kayadan oyulmuş bu mezar anıtın dört yanı mermer kabartmalarla süslüymüş. Geçmiş zaman eki kullanıyorum çünkü 1842 yılında İngiliz Fellows tarafından bu mermer kabartmaların dördü de Londra’ya götürülmüş.  Aşağıda gördüğünüz kabartmalar da orjinalinden alınmış alçı kopyalar.
Kabartmalarda diğer aile bireylerinin mezar sahibi ve karısına hediye sunuşları anlatılıyor. Mitolojide yarısı kuş yarısı kadın şeklinde resmedilen Siren isimli canlılar ölünün ruhunu gökyüzüne taşıyor.
Anıtın önünden ilerleyince ufak bir geçitten(eskiden kapı varmış burada) yapıların tabanlarının sınır oluşturduğu dümdüz bir alana çıkıyorsunuz. Burada yerleşim birimleri mi, devlet binaları mı yoksa dükkanlar mı var bilemedik çünkü en ufak bir açıklama ya da tabela yoktu.

Merakımızdan 40C sıcakta bir 5 dakika kadar yürüyünce nehre yukarıdan bakan bir setin üstünde bulduk kendimizi. Yerleşim birimlerinin hep nehir kenarına inşa edildiği söylencesini gözlerimizle de görmüş olduk.


Kuru bitkiler arasında açmış bu turuncu bitki oldukça ilgimi çekti. Adını ya da cinsini bilmemekle birlikte o kadar hoşuma gitti ki sizlere de göstermek için fotoğrafladım hemen :)

Tepede dalgalanan Türk bayrağı..
Antik tiyatronun çaprazına doğru ilerleyince nekropolis yani ölüler şehri ile kiliseye uzanan bir yol ayrımına geliyorsunuz.

Nekropolis’e sapıp dakikalarca yürüdük, yine bir tabela ya da yönlendirme yoktu. Eski lahitleri uzaktan gördük, bir iki mezar alanda dağınık bir şekilde duruyordu. Sizin yolunuz düşer ise nekropolis kısmı yerine direk kiliseye geçebilirsiniz, zira öğle sıcağında bizim gibi başınıza güneş geçebilir yoksa :)


Xanthos'ta gözüme çarpan etkileyici birkaç kare...
Geri dönüp kilise tarafına sapınca mihrabı kalmış dönemine göre büyük bir kilise iskeleti ile karşılaşıyorsunuz.

Kiliseden geriye kalan birkaç sütun.

Dönüş yolunda yerde duran üstü yazıtlı bir taş çarptı gözüme. Kolayca sırtlanıp götürebilecek bu taş gelişi güzel bırakılmıştı (en azından taşınabilir parçalar daha koruma altına alınabilir). Mr. Fellows’un da aynı gelişi güzel bırakılıştan feyz alarak kabartmaları sırtlanıp götürdüğü düşüncesi geçti aklımdan. 

Xanthos’u geride bırakırken ismini duyup da hiç gitmediğimiz başka bir yerin merakı düştü içimize. Saklıkent.  İki dağın arasında bir yarık olduğunu ve inşa edilmiş ahşap bir setten yürüyerek arasını gezebileceğimizi sandığımız bu yer bizim için büyük bir macera oldu :) Önce nehir kıyısında suyun üstüne kurulmuş sal sofralarda balığımızı yiyip güç topladık, sonra kahraman Likya’lılardan aldığımız cesaret ile cesur bir şekilde yarığa doğru yol aldık :)

Saklıkent’i baştan anlatmak gerekirse, öncelikle bizim gibi şort ve tshirt ile gitmeyin. Direk mayo ve bikininizi giyin. Biz arabadan alıp üstümüzü değiştirdik. İkinci olarak, normal ayakkabı ya da terlikle bu yolculuğa çıkabileceğinizi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Aşağıdaki iskelenin üzerinde değil, rafting yapılabilen azgın dalgaların içinden yürüyeceksiniz.

Bunun için iki alternatifiniz var. Ya orada ücretsiz umuma sunulmuş plastik ayakkabılardan numaranızı bulup ayağınıza geçireceksiniz, ya da İstanbul’da bile 5TL’ye satılan renkli şeffaf plastik patiklere 10 TL vereceksiniz. Her gün yüzlerce insanın giydiği umumi patiklerdeki nem ve bakteri oranını düşününce biz 2. Yolu tercih ettik.

İşte, tüniğime uygun pembe patiklerimle hazırım :)

Girişte, kanyona kasksız ve rehbersiz giriş yasaktır yazıyordu. “Niye ki o?” dedik, ne gibi bir tehlike olabilir ki bu yarıkta. Dönüşte o yazının olası bir kazada sorumluluk almamak adına yazılmakta ne kadar haklı olduğunu gördük.


Taşların doğal merdiven oluşturduğu sulak bir yerden hoplaya zıplana suyun içine iniyorsunuz ve suyun en kuvvetli olduğu yerlerden birisi burası olduğu için ipe tutunarak suya karşı ilerliyorsunuz. Tam yolun sonuna geldiğinizde işi ticarete döken yerel halktan birkaç kişi elinde makine ile sizi bekliyor. Biz survivor modunda çok eğleniyorduk ve kendi makinemiz sırtımızda olduğundan ve bu anı çekemediğimizden resmi aldık. Fotoğraftan iphone ile çektiğim için resim kalitesi biraz düşük.

Düzlük alana geldiğinizde ayak bileklerinize gelen çamurlu su hep aynı düzeyde kalacak sanmayın. Geniş vadide neredeyse adımınızı attığınız her alan farklı bir derinlikte. En mantıklısı başlarda ortadan ilerledikçe kıyılardan yürümek.

Yürüken zemin sandığınız bir yere adımınızı attığınızda benim gibi çamura saplanabilirsiniz.

Yüz ifademdeki tuhaflık sıcak çamurun kaygan ve taşlı yapısının yarattığı şaşkınlıktan kaynaklanıyor :/


Bir anda dizime kadar çamura girince önce şaşırdım, sonra yavru danalar gibi oynadım çamurda :P



Durmak yok. Daha yolun başında, son derece hevesli çantamız sırtımızda ilerliyoruz :)

Vadi genişleyen ve daralan yerleriyle büyüleyici bir doğal güzellik olarak uzanıyor önümüzde...

Katı gibi duran ama adımınızı attığınız anda sıvılaşan çamur...



Yaklaşık 1 km boyunca kanyon devam ediyor. İlerledikçe de zorluk seviyesi artıyor. Orta boyda setlerden azgın bir şekilde akan suya karşı taşlardan tırmanıyorsunuz. Bizim fotoğraf makinemiz yanımızda olduğundan önlü arkalı ilerledik, bir anda belimizi geçen suya karşı tedbirli olabilmek için.


Uzunca bir süre ilerledikten sonra kanyon iyice daralıyor. İncecik bir yol halini alıyor.

Bu aralıktan içeriye girince taş duvarların soğuğu çarpıyor yüzünüze, ister istemez ürperiyorsunuz.
Kanyonun daraldığı yerde ışığın süzülüşü gerçekten muazzam bir güzellikteydi.

Burada su daha hızlı ve değişken. Adımımı attığım anda su bileğimden belime geliverdi. Bu arada arkamda tepeden yolun üstüne düşmüş dev kayaya dikkat.

İleride tırmanılacak arka arkaya iki set var görüyor musunuz?
Sürekli bir tek omzumun düşme durumu var, bunun sebebi poz atmaktan değil perişanlıktan dağılmış olmamdan kaynaklanıyor heh :)
Bunun gibi bir çok seti tırmandık. Suya karşı tırmanırken üzerinizde ağırlık yapan bir şey olmaması dengenizi kaybetmemeniz için çok önemli. Bizim makine çantamız büyük sıkıntı oldu düşersek sadece ıslanmayacağımız için ekstra dikkatli yol aldık.

Kanyonun sonuna kadar gidip de dönen bir çift ile ayak üstü sohbet ettik. Onlar geçen sene de geldiklerini ancak bu sene suyun çok daha derin ve güçlü olduğunu söylediler. Geçen sene rengi de daha berrakmış oysa biz 1km boyunca çamurlu su içerisinde ayaklarımıza taşlar dola dola yürüdük. Aşağıdaki karede patiğin içine odaklanın ve siyah taşların nasıl biriktiğine bakın. Ben yol boyunca 3 kere patiği çıkarıp içindeki taşları suyla temizledim.

 Gerçekten terlik ya da ayakkabı ile girilmezmiş, durduğumuz sırada plastik patiğinden kum çıkarmaya çalışırken akıntı Dehan’ın patiğinin tekini kapıverdi. O da dönüş yolunda bir miktar sekmek durumunda kaldı küçük bir keklik gibi :p

Kanyonun sonuna gelince artık dev bir set (mini şelale) ile karşılaşıyorsunuz. İnsanlar buraya kadar gelip dönüyor, cesur yurdumun gençlerinden burayı aşanlar da vardı ama biz maceraya doyduğumuzda tatilin ortasında sakatlık olmasın aman diyerek şelaleyi uzaktan görüp dönüş yoluna geçtik. Tırmandığımız setleri şimdi inme zamanı :)
Yorgunluktan perişan halde, dönüş yoluna geçmeden biraz dinleniyoruz.
Bu kadar güzel bir ters ışık yakalamışken dönüp poz vermemek olmaz ;)

Dönüş yolunda nerelerde suyun derinleşeceğini az çok kestirebildiğimiz için daha rahat ilerledik. Sıra tekrar iple karşıya geçmeye geldiğinde buna halimiz kalmamıştı ve kurulanıp da arabaya binince Marmaris’e kadar yorgunluktan kıpırdayamayacak halde yol aldık :)  Yolunuz Fethiye, Kaş taraflarına düşer ise Xanthos ve Saklıkent gününüze renk katmak için çok güzel iki durak, aklınızda bulunsun…

CONVERSATION

24 comments:

  1. Bizdegeçen yaz fethiyeden Antalyaya dönerken buraya gitme gafletinde bulunmuştuk:) Ben ki üşengeç bir insan sadece az yürüyüp döneceğiz diye düşünürken kendimi eşim ve rehberle zor bir maratonda buldum ki benim ayağımda parmak arası terlikler vardı..rehber sağolsun rehberlikten çok benm ayağımdan 4-5 kere uçan terliği almakla görevli gibiydi..bizde sizin döndüğünz yerden döndük ama ogünkü yorulduğum ve güldüğüm kadar bir gün hiç yaşamamışımdır:)bu sırada bizim gittiğimz zaman hiç çamur yoktu bildiğin berrak suydu..

    YanıtlayınSil
  2. Tam bir survivor olmus Gizemcim öyle bir anlatmıssın ki film izler gibi heyecanla okudum :) Biraz da korktum açıkcası, tam bir maceraymış.p Gittiğin yerde tarihi, doğal güzellikler olması tatili daha da anlamlı kılıyor, ne hoş olmuş tatiliniz :)

    YanıtlayınSil
  3. Saklikent'e dort yil once Fethiye'de yaptigimiz tatil airasinda gitmistik. Muazzam bir guzellik ve deneyimdi bizim icin cok keyif almistik. Fakat suyun rengi beyaza yakin kirecli gibi ve camursuzdu. Ben sandaletlerimle yurumustum. Hatta yazin daha erken bir donemi olmasina ragmen su bile daha azdi :) Degisik ve keyifli bir yer...

    YanıtlayınSil
  4. her zamanki gibi çok açıklayıcı ve güzel bi yazı olmuş gizem'cim. gidesim geldi!

    YanıtlayınSil
  5. okurken bile heyecanlandım bir solukta macera kitabı gibi okudum.aman Allahım sanırım ben olsam vazgeçerdim o yoldan hele çamur...seni teberik etmek lazım

    YanıtlayınSil
  6. likya yolunun fethiye kısmını hiç bilmeyen bir insanım. o kadar güzel bir yazı ki bu, bu yıl kalan 150 km'lik yolumuzun xantos & saklıkent kısmında, sanıyorum ki bu post beni aydınlatacak gizim.

    ama ben de, mutlaka ama mutlaka gelidonya fenerine çıkmanızı ve phaselis'i de görmenizi öneriyorum senle dehana.

    bir de tatil diye ağlamak istiyorum müsadenle :( feci kıskanmış olabilerim.

    YanıtlayınSil
  7. ay dur dur, bitmemişti yazacaklarım. ayrıca bugüne kadar gördüğüm en güzel 4 fotoğrafın da bu postta gizli :) o çamura battığın 4'lü var ya, işte ben onları görünce, işyerinde, kendimi tutamadım, ve baya bildiğin keyifle kahkaha attım :)

    YanıtlayınSil
  8. canım ne kadar güzel anlatmışsın büyük bir keyifle okudum ;) ülkemizde ne kadar çok gidilip görülmesi gereken yer var umarım benim de yolum düşer buralara. ama şu tarihi eserlerimiz koruyamama durumuna bir kez daha üzüldüm, yerinde sergilenebilse o kabartmalar ne güzel olurdu Londra'daki müze yerine

    YanıtlayınSil
  9. Sen de benim gibi tarihin içinde dolaşmayı seviyorsun Gizim:)senin güzel maceralarını takip etmek çok zevkli ayrıca fotoğrafların da öyle...
    Biz de eşimle gezmeyi çok sever, sizin gibi çekinmeden sulara, çamurlara gireriz.Kanyonu belgeselden izlemiş, hayran olmuştum, gerçekten unutulmaz bir deneyim olmuş, tebrik ediyorum sizi, sadece deniz kenarında veya güneşin altında yatarak geçirmediğiniz için tatilinizi:))
    devamını bekliyorum...

    YanıtlayınSil
  10. Gizemcim ne guzel anlatip deatayli resimlemissin herseyi, seninle tekrar yaptim bu gezileri. Saklikenti iki defa gezmistim, o ilk girilen yerdeki akinti cidden cok guclu, eskiden o ipte yoktu cok zor gecmistik karsiya ve su cok soguktu berrakti. Biz de sonuna kadar gidememistik kanyonun, ama yine gitmek isterim daha donanimli bir sekilde : ) Bir de ben alabalik keyfi yapilan yerde kayip suya dusmustum ordek gibi ve de balayimizdi, bacagimi cok guzel morartmistim duserken, balayi resimlerimde bacagim da kocaman bir morluk var : ) Bu arada ilk elbisen cok yakismis, mint ojelerde super, mm gozluk kardesligi de super. Ellerine saglik bu kapsamli post icin : )

    YanıtlayınSil
  11. Şu Muğla'nın her yeri ayrı bir cennet ya..
    Ben Marmaris ve Fethiye'yi çok severim. Ahh özledim oraları sanki senle birlikte tekrar gitmiş gibi oldum. Suları buz gibidir, çok kısa mesafeyi bile karşıdan karşıya geçmek çok zordur,suları çok azgındır :)
    Biz jeep safariye katılıp gitmiştik buralara harikaydı. Plastik ayakkabı satın alma olayı yoktu, şipidik terliklerleydi herkes. Olayı ticarete dökmüşler iyiymiş valla :D
    Jeep safaride de küçük boy su tabancalarını 10 Tl'ye kiralıyorlar. Bende o konuda uyarırım su tabancanızı alın ucuza memleketinziden götürün die :D

    Yorumlara katılıyorum bu arada böle çamur görmedim berrak buz gibi su vardı.

    Fethiye postlarım yok çünkü o zaman(2006) bloğum yoktu :)
    Ama bu da benim Marmaris(2009)tahlil ve analizlerim :)

    YanıtlayınSil
  12. Yaa link'i vermeyi unutmuşum şaşkın ördek gibiyim bu ara :D

    http://fulyailkim.blogcu.com/seyahatlerim

    YanıtlayınSil
  13. fotoların olduğu yerler bana 127 hours filmini hatırlattı bayılıyorum böyle yerlere... arabamız olsaydı biz de marmaristen sonra buraları keşfe çıkardık seneye artık :)

    YanıtlayınSil
  14. Betwin US da severek ilgiyle takip ediyorken ,senin bloğunu yeni keşfettim ve mutlu oldum...Çok güzel paylaşımlar var...takipdeyim...sevgiler

    YanıtlayınSil
  15. Gizem'cim yine çok güzel bir gönderi olmuş.Gezilecek harika bir yer önermişsin.Ellerine sağlık.
    Hamide'cimmm buradan 127hours'a atıfta bulunmak istedim.Filmi izleyene dek ben de bayılıyordum kanyonlara.Filmden sonra sadece koluma bakıyorum:):):)

    www.ayseguldonmez.blogspot.com

    www.ayseguldonmezesgin.blogspot.com

    Bloglovin/Aysegul's Daily Fashion Tips

    Bloglovin/Aysegul's Daily Cooking Tips

    www.lookbook.nu/aysegul

    YanıtlayınSil
  16. çamurlu fotoğraflaaaar. şimdi orada olmak çok isterdim.

    YanıtlayınSil
  17. gerilim filmi izler gibi okudum her satırını:) ne maceralı, ne eglenceli ve ne riskli(biz de böyle durumlarda kendimizden cok makineyi düşünerek ekstra gayret gösteririz düşmemek için ahaaha) bi keşif turu olmuş tatlım. ben kanyonları daha ziyade rafting icin kullanırım, ama sizin bu bol camurlu geziniz gözümde çok büyüleyici bi hal aldı. bi sonraki planım o azgın dalgaların icinden yürüyerek geçmek olacak:) peki ben bişey merak ettim bebişim. siz bu geziyi kac saatte tamamladınız? yani sanki yol üstünde gecerken ugramıssınız gibi geliyo kulaga ama bu tip geziler genelde tüm gün sürer. hadi beni aydınlatsanaaa :)

    YanıtlayınSil
  18. Cute photos, nice blog, follow each other?
    http://shana-style.blogspot.com

    YanıtlayınSil
  19. ÇOk heyecanlı ve eglenceli olmuşa benziyor.Xanthos'taki sıcaklığın üstüne iyi gelmiştir:)

    YanıtlayınSil
  20. kenımı korku fılmı setınde buldum hahhaha:)) acayıp eglencelı nasıl dusmedınız telefonlarla gıttınız ben kırk kez duser ve telefonları yanıma almazdım kesın:)) harıkasınız o camurlu halın ıspatladı kı camusa bulansan da cok guzelsın:)) demek neymıs kıyafet degıl sen guzelsın:) dehanla pozunuza bayıldım superrrr ayfonla ıyı kı cekmısısnız..:)))

    YanıtlayınSil
  21. geçen seneden bu yana baya su birikintisi olmuş. biz gittiğimizde bu kadar kalın bir çamur katmanı yoktu. ilerde saklı cennet var birde mükemmel yemekler ve nehir üstünde hamaklarla keyif yapabilirsiniz... :)

    YanıtlayınSil
  22. Türkiye'de görülecek ne yerler var?? Daha önce resimlerden gördüğümüz yerler ancak bu kadar detaylı görme fırsatım olmamıştı.Adım adım ne güzel anlatmışsın Gizemcim.

    YanıtlayınSil
  23. tarihi antik yerleri görme isteği, ayy gelmişken burayı da görelim diyerek perişan olma halleri bizim de çok sık yaşadığımız durumlar....çamurun içindeyken neler hissettiğini yaşamış gibi oldum bir anda ;) herşeye rağmen çok güzelsin...

    YanıtlayınSil
  24. Tanrim! O saklikent benim icin tam bir felaketti. Zaradan yeni aldigim petrol mavisisuet cantam suya degince yesil oldu, ayaklarim dondu ve hasta oldum + bikinimde icimde degildi. Basit bir sortlaydim! + su fotograflar gordugum maceraci ruhun grami yoktur bende, benim icin tatil sezlong-icecek-gunes kremidir:) hatirlattin bak Giz:) urperttin yine:) ne soguktu ya!

    boyaynasiyansimacisi.blogspot.com

    YanıtlayınSil