10 Nisan 2014 Perşembe

Bir Fincan Kahvenin Kaç yıl Hatırı Vardı? :)

Sevdiğim yazar ve blogger Neil Gaiman’ın da dediği gibi “Gece kadar siyah, günah kadar tatlı”dır kahve :)


Her ne kadar kültürümüzde çay daha baskın olsa da, her zaman kahveyi çaya tercih etmişimdir. Seçtiğim kapsülün aroması kadar içtiğim fincanla birlikte sunumu da tadına tat katar sanki. Bu sebeptendir ki sabah kahvelerime bir parça daha lezzet katabilmek için yeni bir çift fincan almayı düşünürken Pip Studio’nun bu fincanları anında kalbimi çaldı. Gökyüzünün mavisini çalıp üstüne bahar çiçeklerini giydirmişler sanki ve bu zarif tasarım çıkmış ortaya.



Varoluşçu yazar Albert Camus’nün “Yabancı” kitabında “Annem ölmüş bugün belki de dün bilmiyorum” derkenki umursamazlığı ile “Kendimi mi öldürmeliyim yoksa bir fincan kahve mi almalıyım?” deyişi kahvenin çoğu zaman hiç de fena bir fikir olmadığını gösterir bize :)



Amerika’lı yazar Cassandra Clare’in deyişi ile “Dünyada kahve olduğu sürece işler ne kadar kötü olabilir ki?” sözüne siz de katılmıyor musunuz? Hatırlıyorum da biz küçükken anneme sürekli kahveye gelen komşuları kimi zaman havadan sudan sohbet ederken, kimi zaman da en büyük dertlerini anlatırken kahvelerini içer, son yudumla birlikte dertlerinden arınmışçasına hafiflemiş kalkarlardı oturdukları yerden. O zamanlar içmeye iznimiz olmadığı için annemin kahvesinin dibini gizlice içerdik. Büyüdükçe daha da tadına varmaya başladıkça başlı başına bir ritüel haline geldi kahve benim için. Gördüğüm her dekorasyon mağazasından gözüme güzel gözüken fincanları birer ikişer (takım yapmadan) toplamak da ayrı bir alışkanlık haline geldi :)


Şimdi en başta yazmam gereken şeyi en sonra yazıyorum belki ama bu yazıyı mis gibi buharı tüten bir fincan kahve eşliğinde okumanızı tavsiye ederim :p Yok biz resimlerden sonra kahvemizi bu fincanlarda içmek istiyoruz derseniz buyurun gelin terasa bir fincan kahve ikram edeyim size, ama şimdiden söyleyeyim 40 yıl hatırım kalacak ona göre :)))



7 Nisan 2014 Pazartesi

Benim için Ada Demek…


Ada demek, şehre en yakın aynı zamanda da en uzak kaçamak demek…


Ada demek, bembeyaz çiçeklerden örülmüş bir taç alıp yaşınızın 30 olmasına bakmadan tüm adayı onunla dolaşmak demek…

30 Mart 2014 Pazar

Davet.


Fatıma’nın Eli olarak da bilinen Hamsa sembolü, uzun zamandır hayatımızda. Estetik görüntüsünün güzelliğinin yanı sıra bu sembolü bu kadar çok sevmemin asıl sebebi İslam, Yahudi ve Pagan kültürlerinin hepsinde yer alması. Hamsa’nın Müslümanlık'ta İslamiyet’in 5 şartını, Yahudi’lerde kutsal 5 kitabını, Paganizm’de ise bereketi sembolize ettiğine inanılmaktadır. Din kutsal bir olgu olmasına rağmen tarihte ve günümüzde insanların hep inanç sebebi ile ayrılığa düştüğünü, bırakın farklı dinleri aynı dine mensup kişilerin bile kendi içlerinde bölünüp çatıştıklarını görüyoruz. 2000’li yıllara geldiğimiz bugünlerde ben artık dini olarak insanların bölünmediği bir dünya hayal ediyorum. Ortak kültürler yeşertebildikleri, kitapları farklı da olsa aynı yaratıcıya inanmanın ve o yaratıcının parçası olmanın verdiği bilinç ile herkesin Tanrısal sevgiyi duyduğu bir dünya. 


23 Mart 2014 Pazar

Her şey bir tek ve ayni şeydir.



Paulo Coelho en sevdiğim yazarlardan birisidir. Akıcı uslübu bir yana, kitaplarında herkesin kendisinden, hayatın onu getirdiği anlama seviyesine göre bir şeyler bulması sebebi ile kendisini bir ayrı sever ve saygı duyarım. Simyacı olsun Veronika Ölmek İstiyor,  Onbir Dakika, Brida, Portobello Cadısı olsun seneler önce okumuş olduğum kitaplarını elime tekrar alınca daha farklı şeyler hissettirir bana satırları. Uzun zamandır okumadığımı fark ettiğim yazarın kitaplarından en etkilendiğim yerleri bu haftasonu bir kez daha okudum ve bu sefer bambaşka şeyler buldum bu satırlarda. Bir Pazar günü klasiği haline gelmekte olan alıntı paylaşma köşemizde bu hafta Brezilyalı yazar var :) Dilerim siz de bu alıntılardan benim kadar etkilenir, içinden kendinize alacak şeyler bulursunuz… Haftasonu Topkapı Sarayı’nın bahçesinde çektiğim kareler eşliğinde gelsin o halde satırlar ;)

21 Mart 2014 Cuma

Seni Korumak İçin





Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını.

Yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında. Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep. Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde. Sesine güvendim, gözlerine en çok yakışan o sürekli yaz ikindisine. Gökkuşağının altından geçen çocukların şımarıklığıydı, kâküllerini her araladığımda gövdemdeki ürperti.

19 Mart 2014 Çarşamba

Olaylar, Durumlar ve Biz.



Crash filmini daha önce izlememiştim. Geçtiğimiz Cuma akşamı yorgun bir şekilde koltukta uzanırken bu filmi izlemeye karar verdik. Farklı kesitlerden birçok insanın yollarının kesiştiği, hayatın içinden olaylarda birbirlerine “çarptıkları” filmde iyilik ve kötülük kavramları son derece incelikli olarak irdeleniyordu.

10 Mart 2014 Pazartesi

Ece Kent Paris.

Ece kent Paris. Özlemi kalbimi yakan bir sevgili gibi düşüyor aklıma. Gideli henüz 1 sene olmuş olmasına rağmen baharı da bu güzel şehirde karşılamak istiyorum. Sokaklarında dolaşırken öylesine mutluydum ki, bir daha gidersem o mutluluğu bıraktığım sokaklarda bulacağımı biliyorum.


Paris öyle bir şehir ki, güneş bile bir başka doğuyor sanki bu kentin üzerine. Binaların arasından süzülüşü kaldırım taşlarındaki ışık oyunları ayrı bir güzel geliyor gözümüze.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...