Home
Dekoratif Dokunuşlar
Dekoratif Dokunuşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dekoratif Dokunuşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biraz Huzur, Biraz Hüzün.
Bu postun aslında bir ev dekor
postu olması gerekiyordu. Ama biraz huzur biraz da hüzün dolu satırlar geçiyor
içimden. Bazen insan beklemediği anda hayatı değişir, değişime karşı koymak
istese de koyamaz. Ben de hayatımdaki değişimi direnmeden kabullendiğim bir
süreçteyim. İnsan mutluyken sahip olduğu şeyi bırakamıyor ama bazen
bırakabilmek de gerekiyor. Yine, yeni bir sürece giriyor hayatım.
Gizli Teras'ta Yeni Dekoratif Dokunuşlar...
Son zamanlarda ev dekor
mağazalarında giyim mağazalarından daha çok zaman harcar oldum. Evimde yaptığım
ufak değişiklikler seneler içinde göze alışılmış gelen dekorasyona çok hoş bir
hava kattı.
Salonda yer alan kahve masasının
üzerinde yurtdışından aldığımız müze kitapları duruyordu. Genelde kahve
masalarının üstüne yatay şeyler koymayı severiz :) Sanırım ben son 3 senedir bu
masanın üstüdeki her şeyin yatay durmasından biraz sıkılarak farklılık yaratmak
adına dikey duracak dekor eşyaları aldım. Dantel’den aldığımız kitap ağırlığı ve
English Home’dan aldığımız kafesler tam aradığımız şeyler oldu.
Bir Fincan Kahvenin Kaç yıl Hatırı Vardı? :)
Sevdiğim yazar ve blogger Neil Gaiman’ın da dediği gibi “Gece kadar
siyah, günah kadar tatlı”dır kahve :)
Her ne kadar kültürümüzde çay daha baskın olsa da, her zaman kahveyi
çaya tercih etmişimdir. Seçtiğim kapsülün aroması kadar içtiğim fincanla
birlikte sunumu da tadına tat katar sanki. Bu sebeptendir ki sabah kahvelerime
bir parça daha lezzet katabilmek için yeni bir çift fincan almayı düşünürken
Pip Studio’nun bu fincanları anında kalbimi çaldı. Gökyüzünün mavisini çalıp
üstüne bahar çiçeklerini giydirmişler sanki ve bu zarif tasarım çıkmış ortaya.
Giz'li Teras'ta 5 Çayı! :) - Pip Studio
Pip Studio Amsterdam menşeili bir
porselen markası. Aslında porselen markası demek çok da doğru olmaz, web
sitesinde ev dekoru, banyo malzemeleri, ev kıyafetleri, yatak örtüleri, duvar
kağıdına kadar birçok seçenek mevcut. Ancak ülkemizde çok yeni, Zorlu Center’daki
Beymen Home’da porselenleri ile yer alıyor. İsmi bana oldukça enteresan gelen
ve “Büyük Umutlar” kitabındaki ufaklığın adını anımsatan Pip’in hikayesini
merak edip biraz araştırdım. Küçükken bir Afrika papağanına sahip olan
Catharina’nın ilk söylediği kelime Pip olduğundan ailede bu isimle çağrılırmış.
Papağanı sürekli kafasında ya da omzunda gezen Cathy kuşlara olan aşkını
tasarımlarına da yansıtmış. Güzel sanatlar akademisinden mezun olduktan sonra
şehrin dışında Viktorya dönemine ait bir ev alarak çatı katını stüdyo haline
getirmiş ve Pip Studio bu şekilde doğmuş.
Kitaplaşma, Hediyeleşme ve Blogger Arkadaşlığı Üzerine :)
Baykuş Gözüyle bloğunun sahibi sevgili Nathalie’nin ilk kitaplaşma postunu okuduğumda nasıl imrenmiştim. Düşünün keyif aldığınız satırları birisi sizin için seçiyor, siz onun beğeni dünyasının penceresini aralamış oluyorsunuz o kitap ile.
Sevgili Nathalie, beni kırmayarak kitaplaşmayı önerdi ve heyecanlı bir bekleyiş başladı benim için. Birbirmize iki kitap hediye edecektik, birisi bizim seçtiğimiz diğeri kitabı alanın seçtiği. Araya bayram girdi ve sonra bir gün iş çıkışı adıma bir paketin geldiğini söylediler. Bir süre o paketi açmadım, göz göze durduk. Açmaya kıyamadım özenli paketini. Sonra içinden kitapların yanında son derece içten yazılmış bir kart, bana diyetimi seve seve bozduran çikolatalar, kitaplarım ve de bugüne kadar gördüğüm en zarif kahve takımı çıktı.
Kitaplaşmak bile benim için yeterliydi ama böylesine özenli bir yaklaşım Nathalie’nin arkadaşlığı bana blogger vasıtası ile edinilen arkadaşlıkların ne kadar samimi olduğunu bir kez daha kanıtladı. Kendisine çok teşekkür ediyorum ve sevgilerimi yolluyorum :) Ben de bu güzel fincanlarda kahvemi yapıp kitabımın ilk satırlarını okudum :)
Günümü aydınlatan diğer bir güzellik ise Missipisi’nin çekilişinden kazandığım hayvanlara zarar vermeden üretilmiş kozmetik ürünlerin yine bir kitap J.S.F’ın “Hayvan Yemek”ile birlikte armağan edilmiş olmasıydı. Yine blogger vasıtası ile tanıştığım, kendisi ile konuşmadan bir günümün geçmediği bu güzel insana varlığı, kedi sevgisi ve bana kattıkları için teşekkür ediyorum :)
“I’m not a nugget” ve “I love animals” magnetlerini ilk gördüğüm anda bayılmıştım, her ikisi de buzdolabım üzerinde yerlerini aldılar! :)

Hediyelerle dolu bu postun son kareleri de sevgili kardeşime ait. Teras için bu güzel dekoratif eşyalarıseçmiş. Gezip gördüğümüz yerlere ait dekoratif plakalar ve terasta boş kalan son duvar için çift ayna kullanımı :)

Bu güzellikleri en kısa zamanda asarak da fotoğraflayacağım. Nereden olduğunu merak edenler için the woo’dan ;)
Retromance
Uzun zamandır ev dekoru postu yapamadım. Yaz boyu evde pek duramadığımdan ve ev dekoru alışverişine hiç fırsatım olmadığından olabilir bunun sebebi :) Sonbaharın gelişi ile ufak değişiklikler, yeni fikirler aklıma üşüşürken henüz öğrendiğim bir ev dekor mağazası olan “Retromance”i paylaşmak istiyorum.
Siz de eğer country tarzını seviyorsanız, vintage olan her şey güzel geliyorsa, provence havasının ferahlığından mutlu oluyorsanız bu mağazaya bir göz atın. Yastıklardaki vintage baskılar ve dantellerin naif dokunuşu masalsı bir hava katıyor dekora.
Beni bu mağaza ile tanıştıran darkchocolatebrown’a teşekkür ediyor en kısa zamanda Retromance'i ziyaret ederek bu güzelliklerden terasa almak istiyorum :)
Retromance’de yatak örtürü, nevresim takımları, banyo & mutfak tekstilinin yanı sıra kişiye özel dekoratif ürün tasarımı da yapılmakta. Bu anlamda sadece kendinize değil, sevdiklerinize hediye alırken de güzel bir opsiyon olabilir.
Şu an için tek mağazaya sahip Retromance Bağdat Caddesi'nden Marks & Spencer'ın sokağında yer alıyor. English Home, Madam Coco gibi epik vintage bir tarza sahip Retromance'in evli, evlenme hazırlığında birçok insana ilham vereceğini düşünüyorum ;)
Şu an için tek mağazaya sahip Retromance Bağdat Caddesi'nden Marks & Spencer'ın sokağında yer alıyor. English Home, Madam Coco gibi epik vintage bir tarza sahip Retromance'in evli, evlenme hazırlığında birçok insana ilham vereceğini düşünüyorum ;)
Amor Fati
Günler geçmiş son postumu yapalı. Geceyarılarına kadar çalışmak tek ezberim oldu ama inat ettim bir kez şikayet etmeyeceğim burada. Gün içerisinde durup derin bir nefes alacak kadar vaktim olmasa da, ruhsuz bir robot gibi sadece bilgisayar başında donuk gözlerle ekrana bakıp uyuyup uyanıp yine bilgisayar karşısına geçiyor olsam da, bu sefer kendime saklayacağım (burada blog sahibinin pasif agresif olduğunu görmektesiniz iyi ki bahsetmiyorum değil mi? :) ) Roma gezimizin 2. Postunu yapmak için gerekli vakti bulamayacağımı anlayınca bu anlam yitimi yaratan boşluksuz kovalamacada hayatın içerisinden çekip çıkardığım güzellikleri biriktirip paylaşmaya karar verdim. Neler mi onlar? Güzel bir şarkı, yapma da olsa rengi içimi ısıtan bir çiçek ve serotonin salgılamak için yeni keşfetmenin heyecanı ile yüzlerce gram tükettiğim bir çikolata…
Geçen yazdan beri terasın dışında oturamadığımız için sızlanıp duruyordum, güneşin batışını izlemek için Ikea şezlonglarından edinmek niyetindeyken bir öğle yemeği arasında gördüğümüz bu ferforje takımla ilk görüşte aşk yaşayarak terasımıza davet ettik kendisini :) Benim küçük yapma ortancamı da hemen ortasına diktim :)
Lana Del Rey’in Video Games şarkısını defalarca dinledim. Nasıl ki bulutlu, gri bir hava tuhaf bir şekilde mutlu ediyorsa beni bu şarkı da aynı tatta dinledikçe keyif verdi.
Nişantaşı’na yolum milyon yılda bir düşer, bu sefer bir şirket eğitimi için gittiğimde adını duyup da bir türü tadına varamadığım Marie Antoinette isimli çikolata dükkanına girdim. Her şey o kadar güzel, el yapımı çikolatalar o kadar tazeydi ki french vanilyalı çikolatanın vanilyası elimden akıverdi, o anda kan gören vampir gibi gözüm döndü ve hepsini ağzıma atarak bir solukta yuttum, newton’ın etkiye tepkisi gibi serotonin salgıladım anında :p Sonra baktım bir kutu dolmuş ben seçerken çikolataları :) Yolunuz düşerse tatmadan geçmeyin derim…
Meleklileri yemeye kıyamadım biblo gibiler en sona kutuda onlar kaldı :)
.jpg)
Anneler gününde kuşlu, çiçekli elbisemi giyerek inci, deri ve taşları yanyan dizdim bileğime. Babaannem, annem, ben gibi 3 nesil hissettim (inciyi babaannem verdi), birbiriyle ilk bakışta uyumsuz bu üç bilekliği çok sevdim baktıkça hoşuma gitti ben de çekip paylaşmaya karar verdim :)
Bir de insan doğumgünü yaklaşırken komik bir heyecan duyuyor :) Dünyaya yeniden gelmiyoruz evet ama gelişimizi hatırlamak bir nebze olsun içine gömüldüğümüz bu rutinde suyun altından başımızı çıkarıp nefes almamızı sağlıyor belki de. Yılların ne kadar çabuk geçtiğini, onlu yaşların sonu dün iken bugün yirmili yaşların sonuna geldiğini görüyor. O yılları kendisi yaşamamışçasına şaşırıyor sonra. "Çalışmak için yaşayan hissiz kuklalara mı dönüşüyorum yoksa?" diye soruyor kendisine. Son bir yılın tüm zorluklarına rağmen ne kadar güzel geçtiğini anımsayınca da içi şükranla doluyor elbette. Amor fati diyor sonra; kaderinizi sevin. Başınıza gelen her şey aslında sizi daha mükemmel birisi yapmak için yaşatılıyor, bunu bilerek kaderinize gülümseyin siz de. Mayıs ayı yaza girişin, kışı arkada bırakışın hissedildiği en güzel aydır, haydi hep birlikte kışımızı arkada bırakıp yaza kucak açalım :)
Eve Dönüş...
Roma’dan döneli birkaç gün oluyor. Hala her köşesini defalarca gezdiğimiz sokaklarının görüntüsü zihnimizde. Gitmeden önce, güzel bir şehre doğru yol aldığımı biliyordum ancak Roma’ya sadece güzel demek büyük bir haksızlık olur. Geçmişten günümüze bir süreklilik içerisinde yaşaya gelmiş bu muhteşem şehrin içindeyken zamansızlık kavramı içerisinde buluyor insan kendisini. Ülkemizde ne zaman Efes’e gitsem o antik şehir çok etkiler beni, bu sebepten güneye her inişimizde mutlaka buraya uğrarız. Roma’da forum ve Colezyum şehrin kalbinde. Yüzyıllar öncesinden beri yaşayan bu yapılar şehre bambaşka bir hava veriyor. Şehirde gökdelen denen bir şey yok. Tüm binalar taş ve eski, müthiş bir bütünsellik var. Daracık sokakları, en ummadığınız yerlerde karşınıza çıkan çeşmeler ve heykeller, yemyeşil parkları ile tadına doyamadığım bir şehir oldu Roma. Bir elimde bavul gibi taşıdığım içinde yok yok olan çantam (son gün artık dayanamayarak çıt çıtı koptu) diğer elimde hatırı sayılır bir şekilde ağır olan fotoğraf makinemiz ile yüzlerce kare çektim. Şimdi onların arasından en güzellerini seçerek sizlere sunacağım. Öncesinde izlenimlerimi bu postta iletmek istedim.
.jpg)
Biz her gün sabahın erken saatlerinden geceyarısına kadar şehri yürüyerek boydan boya keşfettik, yine de yetmedi 4 gün. Öyle ki yürümekten bacaklarımız dizkapaklarımıza kadar ağrıdı. Roma o kadar güzel ki yürürken insan önüne değil sürekli etrafına bakıyor, sokaklar aşırı kalabalık değil. Vatikan ve Kolezyum’da da kuyruk yoktu, sanırım gittiğimiz tarih şehrin göreceli olarak boş olduğu bir zamana denk geldi bu açıdan şanslıydık. Roma gezimizi 2 posta sığdırmaya çalışacağım, orada en hoşuma giden yerlerden topladığım ufak hatıraları da eve dönüş postumda paylaşmak istedim.
Babington’s adlı tea house (Türkçesi çayevi :p) İspanyol merdivenlerinin hemen yanında yer alan İngiliz bir cafe. Gidilesi yerler adı altında ayrı bir şekilde anlatacağım bu masalsı minik dükkandan çiçek çayı ve earl grey aromalı bu şekerleri aldım. Terastaki köşeme o kadar yakıştılar ki bir süre açmadan orada tutabilirim onları :)
250 senelik bir cafe olan El Greco’ya Wagner, Goethe, Casanova gibi birçok ünlü isim gitmiş. Zaman tüneli tadındaki bu harika cafe’den hatıra bir mini çikolata seti aldık :)
Olmazsa olmaz kahve kıtırlarımız :) Üzerinde meleklerin olduğu bu cantucci'leri görünce tadı kadar (sağdaki çikolata parçalı, soldaki bademli) sunumunun da çok başarılı olduğunu düşünerek aldım.
Ve her gittiğimiz yerden sanatsal küçük bir eşya alma alışkanlığımızın Roma’da hayat bulmuş hali. Seramikten yapılan bu saatte Roma sütunları yanında saatin dışına çıkacak gibi duran beyaz kediyi görür görmez terastaki yerini gözümde canlandırdım :) Bir sonraki postta Navona meydanı, Trevi veİspanyol merdivenleri olacak :) Sabah öğle akşam pizza ve makarna yemiş birisi olarak “en iyiler” sıralamamı da hevesle paylaşacağım. O zamana kadar görüşmek üzere…
Giz'li Teras'a Bahar Geldi :)
Giz’li Teras’a bahar sonunda geldi! :) Bu post, içimi açan taze çiçeklerinin verdiği bahar ferahlığını paylaşma isteği kadar, evlenecek olan, ya da evine ufak dokunuşlarla yenilikler yapmak isteyen herkese ilham olması amacı ile de yapılmaktadır. Yeni gelin adayları bana kulak verin :p Evlenirken insanın algıda seçici bir şekilde her şeyi evini dekor etmeye yönelik görmesi geçici bir durum değil, evlendikten sonra da sürüyor. Çok keyifli orası ayrı, ancak sanmayın ki evde her köşeyi tamamlayınca gözünüz artık ev dekor mağazalarında olmayacak. Her avm’ye gidişimde kıyafet mağazalarından çok English Home, Boyner Home, Paşabahçe’ye bakarken buluyorum kendimi. Son aldığım ( ya da arkadaşlarımdan hediye gelen) parçalara birlikte bakalım :)
Terasta en sevdiğim şeylerden birisi de sürekli taze çiçek olması. En son demet demet erengül, sümbül, karanfil ve frezya alarak hepsinden karıştırarak vazolara farklı aranjmanlar yaptım.
Evdeki kuşlu diğer her türlü obje ile uyum içerisinde olan bu mumluğu Paşabahçe’de görür görmez akşam yemeklerinde masayı loş ve şık bir şekilde aydınlatacak bir parça olarak almaya karar verdim. Vintage görünümü kadar zarif duruşunu da çok beğendim.
Ortaya dallı bu mumluğu alarak her iki yanına da tek tealight mum alan iki ufalığı ekledim ;)
Bu çerçeveyi sevgili arkadaşlarımız hediye olarak getirdi (Mudo’dan), henüz içerisine resim ekleme fırsatım olmadı duvara çivi çaktırır çaktırmaz nasıl durduğuna bakmak için asıverdim :)
Kuşları ne kadar sevdiğimi bilen sevgili Ferda’nın görür görmez terasa uygun olduğunu düşünerek hediye getirdiği tatlı kuş yuvası :)
Çiçekleri sadece masa üzerinde değil, yerde fenerlerin arasında vazolar içerisinde de görmek çok hoş oluyor. Hava hala serinliğini korusa da rengarenk çiçekler baharın geldiğine inandırıyor insanı :)
Paşabahçe’nin müthiş kokulu kolonyalarına bayılıyorum. Öncesinde ıhlamur esanslı olanı almıştım, bu sefer leylak kokulu olana gitti elim. Portakal çiçeği kokan da pek güzel, sürdükten sonra insanın uzun süre burnundan gitmiyor esintisi.
Büyük vazolar da Paşabahçe’den, minikler ise Ikea’dan.
Bir Giz’li Teras klasiği olarak dışarıdan da bakalım :P
Düğün çiçeklerimin renklerinin etkisinden kurtulamamış olsam gerek, lila, uçuk pembe ve beyaz çiçekler büyük bir mutluluğu anımsatan renkler olarak çok huzur veriyor bana. Baharı yoğunluktan dilediğimce yaşamasam da evde geçirdiğim zamanların tadını çıkarmaya çalışıyorum. Ya sizin baharınız nasıl geçiyor? :)
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
Blog Hakkında
Giz'li Teras, insanların günlük hayatın yoğunluğu, yorgunluğu, stresi altında birkaç dakikalık da olsa uğrayabilecekleri, şehrin trafiğinden, kalabalığından, gürültüsünden sterilize edilmiş, yükseklerde bulutların arasında bulunan sessiz, huzurlu ama bir o kadarda canlı bir bir mercra olarak yayın yapmaktadır.











.jpg)
.jpg)




.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)















