Kuyruğu Kopuk Kediler Şehri

 

Ali 33 yaşında. Her sabah 06.00’da çalmaya başlayan alarmla gözlerini açıyor,  traş oluyor, annesinin ütülediği gömleği gözleri kapalı üzerine geçiriyor, hazır kahvaltısını edip işe gidiyor. Akşam 19.30’da eve gelip yemeğini yiyip spora gidiyor, döner dönmez uyuyor. Haftanın 5 günü şaşmaz bir rutin bu.

Merve 27 yaşında. Sabahları 07.00’de uyanıyor, makyajını yapıp kıyafetlerini özenle seçiyor, işyerinde kah çalışıyor kah sohbet ediyor. Yükü o kadar ağır olmasa  da, “Tanrı kompleksine” sahip yöneticilerle baş etmeye çalışıyor. Köprü trafiğini geçip eve geldiğinde yemek yiyecek iştahı bile olmuyor, kitabı elinde odasında uyukluyor ya da en yakın alışveriş merkezine giderek mutsuz geçen günün acısını çıkarırcasına o gün iliğini sömüren saatlerin toplam bedeli kadar alışveriş yapıyor. Günün bir anlamı oluyor böylece. Dönüp baktığında elindeki somut şey gün içindeki tatsızlıkların önünde bir dikilitaş gibi duruyor, yatağa girip gözlerini kapadığında kendisinden 2 yaş büyük yöneticisinin kaprisleri değil, yeni aldığı kırmızı bluzun görüntüsü zihninde beliriyor.

Leyla 30 yaşında. Sabahları 08.00’de kalkıp 9.00’da işe gidiyor, akşam çıkış saati ise 17.30. Trafik çekmiyor, sabahları uykusuzluk da... Ancak iş saatleri içerisinde o kadar koşturuyor ki, işe giderken ekseri spor ayakkabı giyiyor. Eve getirdiği işin yanında yemek yapmak, çamaşır, bulaşık yıkamak kendisine ayırabileceği son zaman kırıntılarını da ondan alıyor. Stresten ve uykusuzluktan gözlerinin altı artık değişmez bir şekilde mor. Her sabah biraz daha fazla kapatıcı sürüyor gözlerinin altına. Eve gelince de çalışıyor ve haftasonları hariç hafta içi yaşanan günleri takviminde kayıp olarak işaretli.

 

Ali, Ayşe, Leyla çalışan, sorgulamayı çoktan bırakmış, yaşamayı ileride geleceğine inandıkları güzel günlere erteleyen binlerce insandan birkaçı. Hayatta bir yere gelebilmek için belli etiketlere sahip olmaları gerektiklerine inandırılmışlar. Kendi iyilikleri için. Önce üniversitede insanların duyunca saygı göstereceği bir bölümü oku, sonra saygın bir şirkette işe gir, aile kur, çocuk yap ve 60 yaşına kadar çalışıp sonra canının istediği şeyi yapmaya hak kazan. Üniversite öncesi lisede bölüm seçerken bile binlerce insan neyi gerçekten istediğini bilmeden, adı güzel gelen mesleklere göre seçimini yapıyor. Belki daha üniversitede okurken mutsuz oluyorlar, ya da çalışmaya başlayınca “bunun için mi okudum ben?” sorusu sık sık zihinlerinde yankılanabiliyor. Bu sorunun yankılanmasından önce işe girebilmenin artık çok daha zor olduğu günümüzde, sayısız mülakat, cv’lerini süsleyecek eğitim, staj..vs sonucu vahşi denebilecek bir yarış içerisinden sıyrılarak “saygı gören bir birey” olmaya hak kazanıyorlar.  İlk birkaç sene kurumsal saygınlığın tadını çıkararak toplum etiketlerinden bir tanesini daha üzerlerine geçirmiş olmaktan gururlu yaşayageliyorlar. Birçoğu belki hiç sormuyor kendisine "Hayatımın sonuna kadar gerçekten yapmak istediğim iş bu mu?”. Soranlar da içlerinden yükselen cılız sesi duymamazlıktan geliyorlar. O kadar oku, çalış didin boşa mı gitsin? Ne yapacaksın, gerçekten istediğin iş mesela pastacılık olsun, her şeyi, hazır işini bırakıp, kariyer hayallerini, bugüne kadar edindiğin tecrübeni, anne babanın seninle “çocuğumuz şu şirkette yönetici” diyerek övünme hakkını, çöpe mi atacaksın?. Tut ki attın, ya başarılı olamazsan o zaman pişman olmayacak mısın? Sahip olduğun konum varsın yıpratsın seni, eskiden kürek çeken köleler gibi her sabah yerine oturarak şirket denen koca gemiyi bir adım daha ileri götürmek için sabah akşam ellerin nasır tutana kadar çalış, hayatta keyif aldığın diğer şeyleri yapmaya yetecek enerjin dahi kalmasın. O oturduğun yerin sıcağı çok daha güvenli değil mi? Herkese karşı sen “başarılı”, “bir yere gelmiş” birisin. Bir anda mis gibi işini bırakıp mutlu olacağım işi yapacağım diyerek “maceraya atılan bir deli” değil.

Bu noktada aslında daha da önemli bir soru devreye giriyor, “Bu hayatı kendimiz için mi yaşıyoruz yoksa başkaları için mi?” İç sesimizin verdiği cevap “Ama benim bir yere gelmem için sayısız emek gösteren anne babama karşı da sorumluluklarım var, hem ben bir yöneticiyim, toplumda edindiğim yer bu, sil baştan diyerek geçen yılları boşvererek nasıl sıfırdan başlarım?”. Tamam başlamayın. Hatta atılabileceğiniz macera size maddi olarak da kaygı verebilir. Şimdiki kazancınızdan da olup hayalkırıklığı yaşama korkusu. Fikirlerine çok güvendiğim birisinin dün bana söylediği şey geliyor aklıma; "Zaten içsel olarak bu tarz kaygılar duyan birisinin tam bir inancı olmadan gözleri kapalı bir şekilde maceraya atılmamalı, onun yerine her ikisini de aynı anda götürmeyi denemeli". Siz de bir anda gemileri yakmayın ama yüzünüzü gülümseten şeyi tamamen göz ardı etmeyin. En içinden çıkılmaz gibi görünen durumlarda bile aslında orta yolu bulmak siyah ya da beyaz keskinliğine kıyasla çok daha sürdürülebilir gri bir çizgidir.

Siz de bu çizgi üzerinde yürüyün. Kuyruğu kopmuş bir kedi gibi yalpalayarak dengesini bulmaya çalışan insanlardan olmayın.



Kuyruğu kopmuş kediler şehrindeki yalpalayarak başkalarının çizdiği çizgi üstünde yürümeye çalışan insanlara inat siz kuyruğunuzu sallayarak kendi adımlarınızın belirlediği yoldan geçip gidin yanlarından. Unutmayın ki yaşanılacak mutluluk ileriki senelere ertelenebilecek bir şey değil. Hele bir çocuğum büyüsün, hele bir ev taksidim bitsin, müdür olayım o zaman mutlu olacağım. Ya da mutlu olmak için hayatıma yeni bir yön vereceğim demeyin. Mutluluk aslında sadece “şu anda içinde bulunduğunuz anda” yaşanabilir. Bunun için de birdenbire tüm düzeninizi değiştirmek gibi bir karar alamasanız da, yürüdüğünüz yolun toplumda sorumlu hissettiğiniz kişilerin beklentileri sonucu çizilmesine izin vermeyin. Sizi gerçekten mutlu eden uğraşın ne olduğunu bulduktan sonra, önce hobi olarak, sonra mevcut işinize paralel bir şekilde bunu yürütmeye çalışın. Ama işinizin sizi bloke etmesine, hayattan zevk aldığınız şeyleri gerçekleştirmenize fırsat veremeyecek şekilde üzerinize çullanmasına izin vermeyin. Yaşarken farkındalığına varamadığınız şey zamanın ileriye doğru aktığıdır. Unutmayın bu hayatı sadece size önceden belirlenmiş etiketlerin altını doldurmak için yaşarsanız, mutluluğu hep gelecek zamanlara erteleyerek sonunda bir avuç hayalkırıklığı ile başbaşa kalabilirsiniz...

 

CONVERSATION

34 comments:

  1. Bu yazını ne kadar inceleyerek, nasıl ilgiyle okudum bilemezsin. Belki de bilirsin, mezun olmaya hazırlanırken sen de yaşamışsındır aynı duyguları. Ki bazılarını anlatmıssın yazında, etiket, toplum, okumak, saygın olmak..Hakkaten hepsine katılıyorum. "şunu okuyunca saygın olacaksın" "bunu bitirince mutlu olacaksın" diye dayatmalarla yaşıyoruz ve farkına varmadan içine çekiliyoruz. E peki şimdi ne olacak, istediklerim olunca ne olacakla kalıveriyorsun sonra. Çok teşekkürler bu içten yazına!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gizem’cim, asıl ben teşekkür ederim içten yorumun için. Ben bu duyguların hepsini birebir yaşadım, yaşıyorum ve sorguluyorum bu noktada. İnsan kendisini kaptırıp ona konulan hedefe doğru son hız koşarken varacağı noktadan başkasını düşünmüyor. O noktaya vardığında bulacağını umduğu mutluluk yerine senin de dediğin gibi “ e peki şimdi ne olacak” duygusu gerçekten severek yapacağı şeye yöneltiyor. Oysa baştan toplumun koyduğu hedeflere koşacağına gerçekten içinden gelen noktaya koşsa çok daha iyi bir yerde (içsel olarak en çok da) olacağını yaşayınca görüyor. Dilerim yaşamadan görüp bir nebze olsun farkındalık yaratabilir okuyanlarda bu yazı.

      Sil
  2. Müthis bir yazi olmus, bayiLdim! Hayata yeni atilacak benim icin guzel bir baslangic yazisi oldu, tesekkurler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Modafobik, çok teşekkür ederim. Senin için ilham kaynağı olmasına çok sevindim! :)

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Seda, beğenin için çok teşekkürler! :)))

      Sil
    2. Giz'cim daha önce blogunda yer verdiğin Willow Tree bibloları şu an www.dekoreko.com isimli alışveriş sitesinde indirimli olarak satışta. Görünce aklıma sen geldin, haber vermek istedim. Senin sayende tanışmıştım biblolarla : ) Mail adresini bulamadığımdan buradan yazdım. Sevgiler.

      Sil
  4. bunları kendine yazmış gibisin:) ilk senin kulak vermen lazım. biraz daha anlatsan ikna olacakmışsın gibi:) gercekten etrafımdaki birçok profile uyuyor anlattıkların. Kendin için yapacağın bir şey, deneme kaybetsen bile kayıp değildir bence ama keşke demek buyuk bir kayıp olacaktır..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aysun’cum, biraz öyle oldu :) insan kendi yaşadıklarından dolarak, içinde bulunduğu durumu, öğrendiklerini aktarmak istiyor ki yolun başında ya da aynı durumda olanlar da o tecrübeden faydalanabilsin. Ben ikna oldum, sıra aksiyon almakta :) daha önce aymış olmayı isterdim elbette ama geçen zaman da bana bir şey öğrettiği için tamamen kayıp gibi hissetmiyorum. İleride her birlikte “iyi ki…” deriz inşallah tatlım :)

      Sil
  5. Çok haklı, çok güzel bir yazı olmuş!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sezer, çok teşekkür ediyorum :)

      Sil
  6. sevgili giz,
    ne güzel yazmışsın!
    ve fakat, tam da bu düşüncelerden uzak hissettiğim bir dönemde, yeniden benzer sıkıntılara kapılmaktan korktum açıkçası..
    http://pinkket.blogspot.com/2012/01/donup-donup-ayn-noktaya-taklmak.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ezgi’cim, çok teşekkür ediyorum :) aman tam da uzakken bu düşüncelere uzak ol :)

      Sil
  7. canım harika bir yazı olmuş bu yine, ben şahsen kendi adıma sevdiğim mesleği yaptıgım için kendimi şanslı hissettiğimi söyleyebilirim ama dediğin gibi hiç sevmediği şeyler uğruna bir ömür harcayan insanlar da var, imkansızlıklar ya da cesaretle alakalı bişeydir belki bu seçim bilemeyiz ama herkes mutlu oldugu bir hayatı yaşayabilse keşke..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tubitos’cum, nadir mutlu azınlıktan olarak senin için çok mutluyum :) insan çoğu zaman kapana kısılmış hissettiği noktada düzenini değiştiremeyecek kadar o düzene batmış oluyor. Bari ufak ufak, ucundan kıyısından içinden geleni yapsa insan o zaman mevcut koşullarla baş ederken de daha güçlü hissediyor insan kendisini :)

      Sil
  8. Duygularıma tercüman olmuş gibisin... Hergün ama hergün kendini bişey sanan, normal hayatımda arkadaşım sıfatına erişemeyecek insanlara gülümsemek zorunda kalıyorum. Ne için? Bütün bunlar beni mutlu etmiyor ama hayatımı idame ettirmem için böyle yapmak durumundayım, daha nereye kadar hiç bilmiyorum:(((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Tully, benim çok yakınım da işyerinde benzer bir durumda. İş dışındaki hayatlarının sıradanlığının hırsını iş saatleri içerisinde çalışanalarından çıkartan bir yönetici altında çalışıyor ve her gün eve mutsuz dönüyor. Benim şikayetim nefes alamayacak kadar yoğunluktan. Sen ben, o hepimiz köleliğe dönen iş hayatının kurbanları oluyoruz. Öyle oldukça da insan bir yerde kendisinden ödün verebiliyor ve mutsuzluğu çok daha uzun süreli oluyor. İğne ile kuyu kazmak da olsa insan ufak ufak bir şeyler yaparak zamanla dişe değer bir şey, mutlu eden bir uğraşa hayat verebilir. Şu anda tutunduğum ve beni mutlu eden inanç bu.

      Sil
  9. Neden daha bu yaşta çalışma hayatından bezdiğimi yada bezdirildiğimi bilmiyorum. Oysa ki ne büyük hayallerle mezun olmuştun üniversiteden... Şimdi ise büyük bir şirkette "kullara kulluk" ediyormuşum gibi geliyor. Müdürü, Genel Müdürü, Kurucusu... Bazen o kadar mutsuz oluyorum ki... Yahu diyorum iki günlük dünya yarın ölüp gitsem (allah korusunda..) içimde kalan yapak isteyipte yapamadığım bir sürü şey var. Bir yandan da geçim derdi var. Hadi diyorsun şu arabayıda alayım, hadi şu evide alayım, eğğ çocuk yapacağız birikim yapmak lazım... Maddi hayat koşulları hep ağır basıyor. Maneviyatımız yerlerde...

    YanıtlaSil
  10. F.U. 28 yaşında diye başlayarak kendimi anlatmak istedim şimdi:P
    Mutluluğu gelecekte olacakların sonucuna bağlamak benim de bir süredir sürekli kaçınmaya çalıştığım illet bir ruh hali.
    Yine ne düşünüyorsam benim yerime Giz'imin yazdığı bir post olmuş.
    Eline, koluna, yüreğine, beynine sağlık arkadasım <3

    YanıtlaSil
  11. hep içimden geçenleri yazıyosun ve bunu nasıl başarıyosun hakkaten bilmiyorum :O
    o kadar beni anlatmışsınki, hatta eminim bu yazıda mutlaka herkes en az bi kez kendini görmüştür;) işkolik hiç olmadım, "herşey zamanında güzel, yapılacak bişeyler varsa onları ertelememek, gençlik gibi güzel bir fırsatımız varken elimizde, onları bu zamanda degerlendirmek lazım"cı insanlardan oldum hep. ama senin de vurguladıgın gibi "ben hobime zaman ayırıcam, sevdigim işi yapıcam batarsam da batarım nolacak, önemli olan benim istedigim, benim hayallerim, kariyer mevki önemli degil, insanlar için mi yaşayacagım hayatımı" şeklinde yaşamak gibi bir lüksümüz malesef bicogumuzun yok.. o yüzden de bu cirkin, bu sevimsiz düzenin içinde kendimizi ordan oraya savurarak, millet ne der diye düşünmeden ama yine de bi kariyet telaşı içinde koşturarak yaşamaya mahkumuz. yani ben öyleyim, bunu değiştirmek de çok zor bebişim:(
    mümkün oldugu kadar paralelde herşeyin tadını çıkarmaya çalışarak, keyifli yanlarından bakarak yaşamaya devam ^_^

    YanıtlaSil
  12. Gizemcim, klavyene saglik, cok guzel yazmissin. Mutlu oldugun isi yapmak buyuk bir lux. Bence uni sinavlari oncesi kariyer tanitimlari yapilmali genclere. Cogu insan 30 larinda buluyor ne yapmak istedigini, bazilari bulamiyor bile : (

    YanıtlaSil
  13. Gizemcim her seferinde nasıl oluyor anlamıyorum iç sesimi duyar gibi okuyorum seni. Leyla, Ali belki farkında değil ama o kadar çoklar ki, ben de bir ara onlardan biriydim hatta. Sonra herşeyi bıraktım, İzmir'e yerleşip sakin bir hayat kurmaya karar verdim. Ama benim sorunum şuydu, o gemiden inerken nereye gideceğimi bilmiyordum,ne yapacağımı düşünmed
    im sonrasında sadece bitsin istedim bir B planım olmadan ayrıldım ve şu an kendimi arafta hissediyorum. NE tekrar gemıye bınebiliyorum ne de başka bir yere gidebiliyorum,, gemileri izlemekle yetiniyorum. Bir adım atıp kariyer planlarımı bıraktım ama bir adım daha atıp hayalime gidemedim bn. HEp bir açık kapı kalsın limandan çok uzaklaşmayım, belki bir gemiye binerim dedim. Biraz daha cesur olsaydım, hayatım öyle böyle bir yöne gitse ne güzel olurdu ama bir yıldır sadece duruyorum. YAzılarınla bana hayatımı sorgulatıyorsun her seferinde, derin düşüncelere daldım yine..

    http://bir-alisveriskoligin-itiraflari.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  14. Mutluluğa zaman kavramı vermek, gelecek zamana bırakmak zaten en acısı.. Şimdiki zaman varken, geniş zamana yaymak varken nedne gelecek zamana bırakmak..
    Çokçok güzel yazmışsın güzel yüzlüm, dilerim işinde mutlu olamayanlar dediğini gerçekleştirebilecek cesaret bulabilirler kendilerinde.. Mutlu haftalar <3

    YanıtlaSil
  15. bizlerin içinde bulunduğu durumları ne kadar güzel anlatmışsın gizemcim... bundan bir ay önce ben de mutsuzlukla uğraşıyordum sorular doluydu aklımda ama şimdi şu an yaşamımı kazandığım şeyle paralel yürüteceğim hayatta en çok istediğim şey üzerine çalışmaya başladım ve huzurluyum. herkes böyle yapmalı bence...

    YanıtlaSil
  16. Canim oyle guzel yazmişsin ki...Sanki keyifle okunan dergilerden bir kose yazisina ait gibi. Okurken sanki kafanda farkli secimlere ait dusunceler oldugunu hissettim. Herkesin donem donem kendine sordugu sorulari cok guzel dile getirmişsin

    YanıtlaSil
  17. eminim bu yazıda bir çok kişi kendinden bişiler bulacaktır. benim ise tamamen içinde bulunduğum durumu anlatmışsın. aynı şeyleri bende öğütlüyorum kendime. yıllardır çeşitli hobiler edindim kendime. hepside el emeği ile yapılan takı, butik kurabiye gibi işler. bunları bir müddet hobi olarak, bir müddet hobinin devamını getirebilmek için minik kazançlar sağlamak amacıyla devam ettirdim. ama çalışma saatleri öyle uzun, yerine getirilmesi gereken diğer sorumluluklar o kadar fazla ki, bu severek yaptığım, işime paralel yürütmeye çalıştığım hobimde stres vermeye başladı bana. çünkü yeterli vakti ayıramaz hale geldim ve yoruldum. evet 9-6 bir işte çalışıyorum ama istanbul trafiğinde bu işe gitmek için sabah 6 da kalkıp, akşam 8 de evde olunca geride kalan zamanda neye bölüneceğini şaşırıyor insan. ama inancım var yine... zevk aldığım şeylerin peşini hiç bırakmadım. bir gün biliyorum... bende bu keyif almadığım işte kurtulup, mutlu olduğum işi yapmaya başlayacağım :):) umutluyum.

    YanıtlaSil
  18. aslında kendine cevap vermişsin giz'im. biliyorsun değil mi ? ne güzel ifade etmişsin. ve ne güzel anlatmışsın. öyle ki, 2 gündür sorgulayıp duruyorum..

    o cesaret olmalı insanın içinde. ve aysunun da dediği gibi. keşke dememeli belki de geriye dönüp de baktığında.

    YanıtlaSil
  19. bu iş hayatı tam da beni bitirmek üzere bu aralar,üstüne geldi yazın..o kadar etkiliyor ki beni kendimi tanıyamaz oldum. Yaşamak için değil, çalışmak için yaşıyorum son günlerde..tespitlerin çok doğru gizcim umarım bende hayatıma uygulayabilirim.

    YanıtlaSil
  20. benım ısım nedenı ıle buna rastlamıyorum ama okadar arkdasım var kı hergun benıde ıse al dıye yalvarıyor konum artınca ıse sokma gıbı yetım olduda :)nese dedıgım gıbı bunların hepsı bogazıcı odtu ıtu dekı arkdaslarım kurumsal ıs dıye olduler gırdıler ben butık bır ıngılız sırketıne gırdım sımdı onlar benım kadar maası alabılmek ıcın 22 gun +60 saat mesai yapıyorlar...bu duruma cok uzuluyorum neden bu kadar somurulur kı halbukı ısten atılma korkusunu her an bogazlarına dayamasalar your ego is my lego dedıgımız tıpler patronumuz olmasa ne de guzel calısılmazmıydı bence olurdu...

    YanıtlaSil
  21. Öff içim karardı ! Ne güzel almışım çayımı çikolatamı, evde yalnız başıma müzik dinleyip keyif yapıyorken... Keşke okumasaydım :)

    Maalesef böyle. Belki vardır bir kurtuluş yolu ha.

    YanıtlaSil
  22. Canım Maslow'un hep yanlış anlaşılan İhtiyaçlar Hiyerarşisi teorisi aklıma geldi.
    Bu durumu büyük oranda biz kendimiz yaratıyoruz.Aslında insan kendini gerçekleştirme evresine gelene kadar tüm ihtiyaçlarını belirli bir sıra içince tam kapasiteyle karşılamak zorunda değil.Biz hep mutluluğu bazı kalıplar içinde arıyoruz.Toplumsal olarak bize bu öğretiliyor.Dolgun bir maaş,iyi bir kariyer,ideal koca,iyi eğitim almış çocuklar vs...Bunları istemek tabiki yanlış değil ama kendimizi gerçekleştirirken bunları taparcasına arzulamanın bizden birçok şeyi alıp götürdüğünü çok geç farkediyoruz.Bunu bir anlasak hayata olan bakışımız ve çevremize olan duyarlılığımız değişecek dolayısıyla yaşadığımız dünya da güzel olacak.Eline sağlık çok güzel yazmışsın.

    YanıtlaSil
  23. Gizem Hanım gerçekten çok önemli bir konuya parmak basmışsınız.İş hayatı içinde kaybolan ve bu yüzden depresyona,bunalıma giren insan sayısı çok fazla arttı.Ama insanlık kendi kendini bu duruma getirdi malesef..İş hayatı artık bir sömürüye dönüştü.Düşünüyorum da sabah 7 de işe gidip akşam 8 de eve geliyoruz.Kendimize ayrılan zaman 3 saat..Hayat böyle geçiyor malesef..İsyan etmemek içten değil..Bu arada bloğunuzu keşfettiğimden beri çok severek takip ediyorum sizi.Bende sizden ilham alarak bir blog açtım.Destek verirseniz çok sevinirim.Sevgiler..http://lamtheangel.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  24. Gizem'ciğim ben bu postu nasıl kaçırmışım hiç bilmiyorum ama kaçırmadığım tek bişey var ki o da örneklerdeki kişilerle çok benzer bir hayat yaşadığımdır ve aynı senin yazdığın gibi sürekli bir sorgulayış halidir.
    Uzun zamandır zamanı yönetemiyorum,günler,anlar su gibi akıp gidiyor,azcık kendime vakit ayırabilirsem ne mutlu bana.İşle iş dışındaki hayatta da bir denge kurulması gerekiyor ki o dengeyi bozduğun zamanda başka sorunlar baş gösteriyor.Aile,arkadaş,sosyal hayat,kişisel istekler ve ihtiyaçlar hatta bazen hiç bişey yapmadan öylece aylak aylak oturma isteği ama vakit darlığında yapılması ne mümkün,büyük bir lüks olarak kalıyor maalesef.
    Kariyer konusunu bi zaman sonra kabullenip,olsa da olur olmasa da diyebiliyorsun,asıl önemli olanın mutlu olmak gerektiğini kavrıyorsun,çünkü belirli bir zamana sahip olduğumuz evrende eğer geniş açıdan bakılırsa kariyer denen yanılsamanın çok yanıltıcı ve boş olduğunu görüyorsun.Ki iş hayatında kesinlikle şans denen bir faktör var ki,bunun hangi okulu bitirdiğin,hangi yeterliliklere sahip olduğunla da pek alakası yok maalesef,en azından yaşadığımız ülke için.
    İşimin evime çok uzak olması dezavantajının yanında şanslı olduğum bir durum var ki yaptığım işi,iş arkadaşlarımı ve yöneticilerimi çok seviyorum.Bunun içindir ki evle iş arasında gidiş-gelişlerde çektiğim sıkıntı pek gözüme gelmiyor.İşteki huzurun evdeki huzurdan farkı yok.Ama bu demek değildir ki birgün kendime daha fazla zaman ayıracağım bir iş arzu etmiyorum.
    Umarım hepimiz için,gölümüzden geçenler en kısa zamanda,yaşlanmadan olur :)
    Kocaman öpüyorum seni :)
    Sevgiler,
    <3

    YanıtlaSil
  25. ne kadar guzel ornekler vermsıın ve nasıl doğru noktayı koymusun , kuyrugu kopmus kedı ıcımı sızlattı :( ancak oyle cok var kı sus pus vur basına al lokmasını arkadan konssun yuzune gulsun sayeerınde toplum ne hale geldı :( ınsallah ılerde avrupada kı gıbı ınsan kosullarında calısır hayata da gec kalmayız:(

    YanıtlaSil