Prag Günlüğü 2 - Prag Mezarlığı, Yahudi Mahallesi, Vaclav Meydanı

Gelelim Prag gezimizin 2. Postuna :) Bu sefer sizlerle Yahudi Mahallesi’ni gezeceğiz. Eski Şehir Meydanı’nda sırtınızı Eski Belediye Binası’na verip sola doğru dümdüz ilerliyorsunuz. Önce Prag’ın lüks mağazalarının önünden geçeceksiniz. Prag bana alışveriş ve modadan başka her şeyi ifade ettiği için bu mağazalarda vakit geçirmedim (İştahımı Paris’e saklıyorum da :p). Prag’ın geneli gibi burası da oldukça sakin bir sokak. 


Mağazalarda insan yok gibi. Biz sonbahar vitrinlerinden bir iki kare çekerek ilerledik. 




Karşımıza çıkan Davut Yıldızı’na sahip yapı Yahudi Mahallesi’ne geldiğimizi haber veriyor adeta.



Burada gezilecek bir sürü sinagog var. Biz Eski Belediye Binası’nın hemen yanında yer alan Eski Sinagog ile başlıyoruz gezmeye. Bu arada biletler paket olarak 480 krona (yaklaşık 50 TL) satılıyor. Buna tüm sinagoglar ve Prag Mezarlığı dahil.



Yukarıda solda yer alan Eski Sinagog Avrupa'da varlığını sürdüren en eski sinagog olmakla meşhur. Ne yangınlar, yıkımlar gerçeklemiş olsa da etrafında bu sinagog bir şey olmamış. 2. dünya savaşında insanlar sığınak olarak burada toplaşıp yaşamla ölüm arasındaki çizginin üstünde beklemişler.



Sinagoglarda ekseri fotoğraf çekmek yasak. Bu sebepten Eski Sinagog'un içerisini fotoğraflayamadım ve bu şekilde önünde fotoğraf çektirdim :) Aşağıda Eski Sinagog'un hemen yanında bulunan Yahudi Belediye Sarayı'nı görüyorsunuz. 



Dönemin ünlü beledie başkanı Maisel'in evine doğru gidiyoruz.



Maisel dönemin kralı 2. Rudolf'a Türk'lerle baş edebilmesi verdiği borçlarla çok zengin olmuş ve sonrasında Maisel Sinagogu'nu yaptırma iznini alabilmiş. Aşağıda Maisel'in evini görüyorsunuz.


Maisel Sinagogu,



Klausen Sinagogu,



Sinagoglar arasında en çok sadeliği ile ön plana çıkan Pinkas Sinagogu’ndan etkilendim. Duvarlarda 2. Dünya Savaşı’nda hayatlarını kaybeden 80.000 isim, doğum tarihleri ile sıra sıra yazılmıştı. Burada o isimlere bakarken kaybolan hayatların girdabında boğulur gibi bir düğüm gelip oturdu boğazıma.



Çıkışa doğru ilerlerken üst kattaki çocuk sergisini de gezmeye karar verdik. Sonra gün boyunca kafesinde ezilmiş bir kuş gibi kalbim ağır, hüzünle gezdim şehri. Üst kattaki sergide toplama kampındaki çocukların bir gün kurtulacakları umudu ile yaptıkları resimler vardı. Aralarında kurtulanlar olduğu kadar o umut sönmeden yaşam ışıkları sönenler daha fazlaydı. Boyalarının değdiği kağıt hala karşımda cam bir duvarın ardında dururken bedenlerinin çocukken dünyayı terk etmiş olması insanlığın bir ayıbı olarak işledi içime.



Pinkas Sinagogu’nun hemen yanındaki patikadan Prag Mezarlığı’na çıkıyorsunuz. Burada insanlar 12 kat üst üste gömülmüş. Binlerce mezar taşı düz, çarpık dip dibe duruyor.
 
Mezarlar üstünde yer alan semboller orada gömülü kişinin ailesinin mesleğini temsil ediyor. Kutsayan eller Cohen ailesi mensuplarının mezar taşlarında görülüyor. Soyadı Cohen olan tüm Yahudiler kutsal sandığı taşıyan kişilerin soyundan geliyor.

Balık sembolünü görüyor musunuz?



Üzüm kutsama ya da bolluğu simgelerken, makas da terzileri simgeliyor.

Prag Mezarlığı’nda Haham Löw’ün mezarı önünde durarak onun hikayesini dinleyelim. 16. Yy.da Tora’yı inceleyen bilgin ve filozof Haham Löw’ün sihirli güçleri olduğuna inanılırmış (Kabala master’ı olarak).  Haham Löw bir gün kilden Golem isimli bir figür yaratıp onun ağzına koyduğu tablet ile canlandırmış. Haftanın 6 günü kendisine sinagogun işlerinde yardım ediyor kalan 1 günde de  Haham Löw Golem’in ağzından tabletini çıkarıp onu dinlendiriyormuş. Sonra bir gün tableti yerleştirmeyi unutmuş ve sonra Golem canlandığında çok sinirlenerek çılgına dönmüş her şeye saldırmaya başlamış. Bunun üzerine Haham Löw de tableti sonsuza kadar çıkarıp kendisini sinagogun tavan arasına saklamış.




Prag Mezarlığı’ndan ayrılarken bu ufak antika saat dükkanı ile karşılaşıyoruz. Bir bakmak için girdiğimiz bu dükkandan kendime Prag hatırası olarak 40 yaşında bir saat alıyorum ve gezi boyunca kolumdan bir daha çıkarmıyorum :)




Nasıl sizce yakışmış mı? :)


 


Meydana yürüyerek bir şeyler atıştırmak için duruyoruz. Prag’da adım başı Panerai isimli bir sandviç zinciri var. Biz çok sevdik burasının lezzetlerini. Gün içindeki koşturmada oturup uzun uzun yemek yiyemediğimiz için elimize sandviçlerimizi alıp dolaştık. Gidecek olanlara tavsiye ediyoruz füme tavuklu bagetlerini ;)


Yine ünlü Bohemia kristallerinın ışıldadığı bir dükkana rastlıyoruz.

 

Prag Belediye Meclisi’nin önünden geçiyoruz.


Vaklav Meydanı’na doğru ilerlerken bizim İstiklal Caddemiz gibi geniş bir sokak ve sıralı dükkanları görüyoruz.

Amadeus filminin çekildiği 19yy.’ın sonlarından kalma ünlü opera binası da buraya yakın bir sokakta yer alıyor (Vaklav Meydanı ile Eski Şehir Meydanı arasında). Mozart'ın Don Giovanni adlı eseri ilk kez burada sahne almiş.


Bu arada ünlü Çek sanatçı Mucha’nın da müzesi burada. Zaten çalışmalarına hayrandım, ancak sergiyi gezip de o çizimleri detaylı inceledikten sonra bir kat daha arttı hayranlığım. Müzede fotoğraf çekmek yasak olduğu için web’den bir iki kare ile hayranlığımı görselleştiriyorum.


Mucha’nın büyülü bir dünyası var. Art Nouveau stilinin en ünlü isimlerinden birisi olan Mucha çoğunlukla kadınlarla dörtlemeler yapıyor. Dört mevsim, günün dört vakti, dört sanat dalı gibi. O kadınların ifadelerinde hep bir çocuksu ifade, buruk bir hüzün ve kadınsı bir gülüş var. Saçlarında çiçekler, açmış bahar dalları, doğanın güzelliği var resimlerinde.




Sanatın dört dalına ithafen yaptığı eser:


Günün dört vakti:


Dört mevsim:
  
Dört değerli taş:

Mucha müzesinin bulunduğu sokaktan kaynağına akan bir nehir gibi tekrar meydana akıyoruz. Vaclav'da birçok otel ve mağaza bulunuyor. Ortaçağ’da at pazarı olarak kurulan meydanda günümüzde dekoratif birçok yapı bulunuyor.

Bu yapılardan en çok, yol boyu ilerleyinde sağ köşede kalan Wiehl Evi’ni sevdim.  Neo-Rönesans tarzının günümüze kadar dayanmış güzel bir örneği olan ev, adını mimarı Antonin Wiehl’den almış ve 1896’da tamamlanmış.

Wiehl Evi’nin köşesinden sağa saparak şehirdeki en iyi yerel Çek birasının bulunduğu  U Fleku’ya doğru yol alıyoruz. Buradaki yapıların sıralanışı ve tramvay bana Karaköy’ü anımsattı :)


Uzunca bir yürüyüş yapıyoruz. Bu esnada yorgunluk ve susuzluğun yanında suyun fiyatının merkezden bu kadar uzakta üçte birine düştüğünü görüyoruz.


Boticelli’nin Venüs’ünün resmedildiği yapının önünde durup inceliyor sonra da sizin için fotoğraflıyorum :)


U Fleku inanılmaz şirin lokal bir meyhane. Bir söylentiye göre 1499 yılında kurulmuş olan meyhanenin siyah birası (lager) çok meşhur.


Sürekli elinde tepsi ile dolaşan garsonlar bardağınızı bitmeye yakın gördüğü anda içeceğinizi tazeliyorlar. Fiyatları oldukça uygun ve biraları gerçekten lezzetli. Normalde (bana göre) biranın içerken insanı iten bir tadı vardır ve kırk yıl dursam canım çekmez ancak tattığım bu biranın içimi çok hafif.




Menüsünde çok fazla çeşit var ancak biz geleneksek tatları tercih ettik.


Prag’ın en ünlü yerel tatlarından gulaşı (aslında Osmanlı’dan almışlar bu yemeği esas adı “kul aşı”) ve yanında onların yaptığı yassı ekmeği burada tattık. Sulu et yemekleri ile normalde hiç aram olmamasına rağmen, buradaki etin pişme kıvamı ve bana ağır gelen salçalı soğanlı suyun tadı çok kararındaydı.



Yerel sosisinden de tattık ve onun da tadını çok beğendik. Bu arada U Fleku'da servis inanılmaz hızlı, ne olduğunu anlamadan tabağı önünüzde buluyorsunuz.


U Fleku’de sürekli akordeon çalınıyor, inanılmaz keyifli, çok da neşeli ve samimi bir ortamı vardı.


Kalkarken bahçesine de göz attık, içerideki dev salonların yanında bahçesi de oldukça genişti. U Fleku'nun avlusundaki kabartmalar geçmişten günümüze çok güzel bir şekilde bozulmadan kalmış.




Akşamüstü güneşi altında U Fleku’ye son bir bakış ;)



Prag gezimizin 2. Kısmının sonuna geliyoruz.  Geriye son bir post daha kaldı, onda da Prag kalesi ve müzeleri anlatacağım. Prag hep ufak bir şehir izlenimine sahipti benim için ancak içine girince görüyor ki insan didiklenecek çok fazla detay var ve dolu dolu şehri yaşamaya kalkarsanız günün 15 saati yürüyor olmak bile yetmiyor, benden söylemesi  ;)



CONVERSATION

19 comments:

  1. Yeminle gezmiş kadar oldum. Paylaşımına sağlık Giz! <3

    YanıtlayınSil
  2. BU sefer ben ilk yazanlardan olmaliyim, bana ne! Benden sonra yazan arkadaslar: Sakin benim yazdiklarimi tekrar etmeyin bak cok kinarim (nanik!):P

    Gizim yaa...yine büyük bir merakla, keyifle ve de agzim acik izledim. En cok su 'Gulasch' olayina sasirdim. Almanya'da cok meshurdur bu Gulasch dedikleri. Daha bugün is arkadasiyla sözü gecmisti sohbetimizde (biz böyle cok derin konular konusuruz da arkadaslarla, ehhi)

    Demek onun ismi de bizden gelmeymis. Bunu birdahaki sefere anlatmaliyim onlara. Ne havam olur beh! Zaten gecenlerde bazi baska Almanca kelimelerin de kökeninin Türkce oldugunu ögrenip anlatmistim onlara, artikin iyice kasim kasim kasilirim. Kullandiklari bircok kelimelerin, o kücük gördükleri Türklerden gelme oldugunu ögrensinler Hans(o)lar. (bknz: Türk kompleksi)

    Hiiii! Irmazanda icki ve domuz eti ha! Yatacak yeriniz yok sizin! (ssstt...ooohh yarasin canikom, caktirma);)

    Bir de saatin COk yakismis, evek!:)

    Öpüldün melegim.

    YanıtlayınSil
  3. 3 favorim var yazıda. tshirtün (nereden aldın ki onu nasıl da güzel öyle ya), wiehl evi, u fleku meyhanesi. ki bu 3ünü seçebilmek için de epey zorlandım.

    ya ben, son iki posttur, konsantre oluyorum, yazinin içine giriyorum, pragda hissediyorum kendimi, sonra hoop yazı bitiyor. hoop tekrar soğuk ve gri bir plağzanın 10. katındayım :)))

    YanıtlayınSil
  4. Dediğin ne akdar doğru, Praf'ın öyle bir atmosferi var ki insanın alışveriş yapası gelmiyor, ama Paris'te de tam tersi öyle yaşayan, modanın kalbinin attığı bir yer ki hep bir şeyler alasın geliyor ve şehir de ona uygun şekilde, bir dolu dükkan var. Gulaşı ben de beğendim ama olmazsa olmaz olmadı benim için. Zaten türk yemeklerine çok benziyor, özlediğimde yapılır gibime geldi.p Devamını beklediğimi söylememe gerek yok heralde, çok öpüyorum sevgiler canım :)

    YanıtlayınSil
  5. büyülendim bu postla ,çok güzel olmuş.Eline sağlık canım

    htpp://yagmuryucel.blogspot.com

    YanıtlayınSil
  6. gizemcim bu iki postunla bile gitmek istediğim şehiler arasında ilk üçe soktun prag'ı... masal gibi anlatışınla hayran kaldım tüm yapılara...

    YanıtlayınSil
  7. Saatin çok orijinal ve güzel canım, güle güle kullan. Gözüm duvar saatlerinde kalmadı desem yalan olur. Normalde antika eşya sevmem, nedense içi antika dolu bir evde fenalıklar basar ama antika saatlere oldum olası ilgi duyarım.

    Bu arada hediye çekilişi yapıyorum, ilgilenirsen beklerim:)

    http://pinkyfashionbeauty.blogspot.com/2012/08/hediye-cekilisi-kozmoda.html

    YanıtlayınSil
  8. daha geilecek, görülecek dolu yeri var değil mi?
    akşamları her yerde klasik müzik konserleri vb. nasıl hayran kalmıştım..

    YanıtlayınSil
  9. canım sayende Prag'a gittim geldim =)

    YanıtlayınSil
  10. tesadüfen kendimi burada buldum emeğinize sağlık beğendim,resimler doğal ve harika tabi sizde bütünlük kazandırmışsınız baravo bu anlamda kutluyorum sizi,

    YanıtlayınSil
  11. son derece başarılı bir anlatım tarzı resimler genel anlamda müthiş saate güzel,çok şık...

    YanıtlayınSil
  12. Gizzzz Prag hep gitmek istedigim yerler arasinda geliyor ama hep kisin vaktim oldu ondada cok soguktur diye hep vazgectim ne kadar ozenle bir bir hazirlamissin bu postu bizlere bu linkide hemen maillerime attim cunku her senin gezi notunu topladigim kucuk bir kutum var ve zamani gelince seve seve zevkle kullanacagim bu guzel postlari muaahhh <333

    YanıtlayınSil
  13. Cok detayli, ozenle hazirlanmis bir guzel gezi postu daha, fave folder a gitti hemen, Prag a gidersem cok isime yariycak : ) Saatini gule gule kullan, harika bir hatira esya secimi yapmissin. Mucha nin eserlerini ben de yakindan gormek istiyorum : ) Ben de senin gibiyim bira konusunda : )

    YanıtlayınSil
  14. Mucha muzesi supermis ben nasil es gecmisim oradayken, cok uzuldum simdi :(
    bu arada o kadin figurlerinden harika kitap ayiraclari olur :))

    YanıtlayınSil
  15. En çok görmek iştediğim şehirlerden biri Prag...Fotoğraflar harika Gizem, çok güzel :) Ayrıcaaaa, yemekler de gözümden kaçmadı :)

    YanıtlayınSil
  16. çok güzel ve açıklayıcı bir post olmuş, bende gulaşın asıl adının osmanlıdan geldiğini suan ilk kez duydum burda,vay be =)

    YanıtlayınSil
  17. Fotograflar harika olmus, özellikle mezarliktaki dikkat ettigin detaylar ve bilgiler cok hosuma gitti : )

    YanıtlayınSil
  18. canım mezarlıklar ve cocuklar ıcım sızladı bır huzun kentı gıbı gekldı bana...nasıl guzl yansıtmısısn herseyı:( kasımda kı parsı gezımde tavsıyelerınızı alacagım :)) sevgıler

    YanıtlayınSil
  19. Keşke Prag'a sizin yazını okuduktan sonra gitseymişim dedim ;)
    Çok ayrıntılı ve güzel bir yazı olmuş, tebrikler..

    YanıtlayınSil