Prag Günlüğü 3- Prag Kalesi, Küçük Mahalle, John Lennon Duvarı ve Müzeler.


Prag gezimizin son kısmına geliyoruz. Bu sefer sizleri Prag Kalesi’ne ve sonrasında müzelere doğru bir gezintiye çıkaracağım. Prag’da her şeyin müzesi var. İşkence müzesi, balmumu heykel müzesi, seks oyuncakları müzesi, çikolata müzesi… gibi uzuyor liste :) Biz de bu listedeki gezilesi yerlerden nasibimizi çokça aldık.
 

Prag Kalesi’ne, benim Prag’ta en sevdiğim yer olan Charles Köprüsü’nün devamında yürüyerek ulaşıyorsunuz. 


Girişte yine ufak maketler gibi sıralanmış uçuk renklerde Avrupa mimarisi evleri görüyorsunuz… Aşağıdaki meydandaki dikilitaşın üzerindeki piramit ve içindeki göz yine bana göz kırpıyordu, resmen Avrupa'nın her yerine çakılmış bu sembol :)
 

Kaleye yürürken Küçük Mahalle’den geçiyorsunuz. Burada eskiden adres tarif ederken evlerin üzerindeki semboller kullanılırmış ve o sembol içinde oturan kişinin mesleğine göre seçilirmiş. Şimdi sizlere yukarı bakmaktan boynumu ağrıtan bu sembollerden en sevdiklerimi sunacağım :)
3 nesil keman yapımı ile uğraşan zanaatkar bir ailenin evi... 
Kırmızı kuzunun neyi sembolize ettiği bir sır ancak en çok ilgi gören evlerden birisi.
İki güneşli ev de en güzel kabartmalardan birisine sahipti. Sıcağın altında yukarı doğru uzanan yokuşu bu işlemeleri inceleye inceleye çıktık.

 
Tepede bir anıt gibi yükselen yapının üstünde yine içerisinde göz olan bir piramit yüksekten her yere hakim olurcasına bakıyordu (Dan Brown gibi hissediyorum bu satırları yazarken :p)

Şair Jan Neruda’nın (Pablo Neruda ile akrabalığı var mı diye geliyor insanın aklına ama yok :) ) yaşadığı ev.


Prag’da fark ediyorsunuz ki kuklacılık önem verilen bir sanat dalı. Don Giovanni’yi kuklaların performansı ile izlemiş birisi olarak iyi ki bu önemi veriyorlar diyebilirim.


Kalenin girişindeki heykellerin neden bu kadar şiddet dolu olduğunu anlamaya çalışırken önünde ip gibi uzanan kuyruğu önce bilet kuyruğu zannettik.



 
Görseniz nasıl bir kuyruk, insanlar kraliçe geçecekmiş gibi geçit yolunda birbirini eziyor. Merak bu ya, yanaşıp sorduk hararetle bekleyen bir gence. O da askerlerin nöbet değişimi olacağından bahsetti. 

 
“Bu kadar tantana nöbet değişimi için mi cidden?” diye sormadık tabi. O sırada marş marş gelen askerleri bizzat göremesem de havaya kaldırıp rastgele çektiğim bu karelerle o mes’ut anı görüntülemiş oldum :p Rehberimiz Dehan eşliğinde içeriye doğru ilerledik.

 
Aziz Vitus Katedrali’nin heybetli görüntüsü hayranlık uyandırıcıydı, gül pencerenin ve kapı üzerindeki dini hikayeler anlatan heykellerin dili olsa da konuşsa ancak bu kadar etkileyebilirdi beni.





Katedral’in dış yapısına bu kadar hayran kalıp da içindeki vitrayları görünce çok daha bütünsel bir güzellikten keyif alıyorsunuz. Hristiyanlar dini hikayeleri resmetmek için sanatı geliştirmişler, keşke biz de kendi dinimizdeki hikayeleri bir şekilde sanat ile anlatmış olsaydık. Yasak, günah demeden Tanrısal sevgiyi sanat yoluyla dile getirseydik demekten kendimi alamadım.
 

 

 
Vitrayların genel olarak birbirini andıran havası içerisinde bambaşka duran bir tanesi çarptı gözüme. Mucha'ya ait bu vitrayda, resmedilen karakterler keskin ifadeleri ile hemen sivriliyordu.


  Gül pencerenin içeriden görünüşü...

 
Katedral içerisinde bir yazıtta DILEM (ikizimin adı) adına rastlamak hepimiz için süpriz oldu :)



Yukarıdaki karede Vaftizci Yahya Şapeli aşağıda da Kutsal Haç Şapeli yer alıyor.


Saf gümüşten işlenen Aziz Jan Nepomucky'nin mezarı.

 
Aziz Jan Nepomucky'nin mezarı. Aziz Vaclav Şapeli. Duvarlarında yarı değerli taşlardan süslemeler yer alıyor.


 
 Kilise orgunun dev görüntüsü ile karşılaşınca esas sesini merak ettik doğrusu :)



 
Katedralin çıkışına doğru ilerlerken incelediğimiz bir vitrayın tepesindeki tek gözlü piramit Prag’ın her köşesine bu işaretin işlendiği şüphesini içimizde kuvvetlendirdi. Bu arada vitrayları canlı görmek şüphesiz çok daha etkileyici, fotoğraf renkli camlara vuran ışığın büyüsünü büyük ölçüde öldürüyor.



Öğle sıcağında saatlerce yürümüş olmanın verdiği yorgunluk ile bahçedeki huzurlu kafeye oturduk. Yeşillerin arasında buzlu kahve ve elmalı pay bizi kendimize getirdi :)





Hani soruyorsunuz ya sevgili okurlar, BeTwin Us’taki kıyafetlerinizle mı sokakta dolaşıyorsunuz diye, cevabımız aşağıdaki karede. Stil fotoğraflarını ya yemekten önce çekiyoruz sonra şık bir mekana o kıyafetle gidiyoruz, ya da sabahtan çekip sadece ayakkabıları değiştirerek güne devam ediyoruz ya da salaş bu şekilde dolaşıyoruz ;)

 
Kaleye doğru ilerlerken katedralin arkasından dolaştık ve anladık ki yapı her açıdan ayrı güzel.



 
Kraliyet Sarayı’na girdiğimizde hayal kırıklığına uğruyoruz. Koskoca Kraliyet Sarayı nasıl bu kadar sıradan olur, her şeyi ile soylu bir burjuva evinden de sade sarayın salonuna bakın (Vladislav Salonu).



Kraliyet arması ve duvarlarda kraliyet ailesinin resimleri yer alıyordu.


 
Burası da kralın tahtının bulunduğu oda. Katedralleri bu kadar işlemeli, muazzam olan bir yerin kral odasının bu derece mütevazi oluşuna anlam veremedik.

Saray içerisinde dolaştığımız salonlardan birinin duvarlarını orada çalışan katiplerin armaları süslüyordu.





Burası da meşhur pencereden atılma olayının geçtiği pencere. 1618’de Habsburg Dükü Ferdinand’ın tahta çıkışını protesto eden protestanlar saraya yürüyerek iki valiyi ve de sekreterlerini bu pencereden aşağıya atmış. 15 metreden hayvan dışkısına düşen  valiler ölmemiş bu olay da Katolikler tarafınan meleklerin mucizesi olarak yorumlanmış :)
 

Eski kitapları zaten çok severim ancak bu kadar renkli, bulunduğu yerden sanat eseri gibi etrafa güzellik saçan kitapları bir arada görmemiştim daha önce :)


Üst kattaki salon…

Sarayın çıkışındaki meydandan Altın Yol’a doğru ilerlemeden durup etrafımıza bakıyoruz. Prag’da mimari yapıların bütünsel uyumu çok estetik, tek bir sokakta ya da bölgede değil bütünde korunan bu hava şehrin en etkileyici yanını oluşturuyor. Prag, açık hava müzesi ithafını boşuna almış bir şehir değil.




Unutmadan, simyacılık Prag’ın geçmişte ünlü olduğu bir alan. Oyuncak gibi ufak, renkli evlerin sıralandığı Altın Yol adını vakti zamanında burada yaşayan kuyumculardan almış, ancak gerçekte Barut Kalesi’ne yakın oturan simyacıların burada ikamet ettiğine dair söylentiler çıkmış.


Evlerin birçoğu hediyelik eşya satan ufak dükkanlara çevrilmiş, bir kısmı da eskiden içerisinde yaşayan insanların yaşam ortamını canlandıracak şekilde restore edilmiş.


Franz Kafka kızkardeşi ile birkaç ay No:22’de kalmış. Evler o kadar minik ki gerçek insanlar için değil de hobitler için yapıldığını düşünebilirsiniz.


 
Bu minik evlerin içine göz atmaya ne dersiniz? :) Önce bir zanaatkarın evi ile başlıyoruz.



Kapısında baykuş resmi asılı bu ev de da medyum Mathilda’nın eviymiş.




Altın Yol’dan çıkıp kale etrafında dolaşarak Prag’a tepeden bakıyor ve şehrin merkezine doğru tekrar yürümeye başlıyoruz. Yukarıdan ufak legolar gibi duran turuncu çatılı yapıları izlemek çok hoş bir duygu.




 

  
Ufukta küçük Eiffel'i görüp Küçük Mahalle'ye inen merdivenlere doğru ilerliyoruz. Buradaki evler de set üstüne dizili şehri tepeden görüyor, bir ayrı güzel.




Küçük Mahalle’nin içinden geçerken John Lennon duvarını arıyoruz. Nehrin aktığı yerlerde demir parmaklıklara kilit asıp dilek dilemek adeti yerleşmiş. Turistler o kadar benimsemiş ki bu adeti her yeri kilit doldurmuşlar :)





John Lennon duvarında özgür kalplerin sevgi dolu yazıtları karşılıyor bizi. Bu duvarı o kadar çok beğeniyoruz ki aklımızda olmamasına rağmen ertesi gün stil bloğumuz için fotoğraf çekmeye karar veriyoruz. Bu duvara ilk grafitiyi John Lennon'ın öldürüldüğü günün ertesinde İspanyol bir sanat öğrencisi yapmış, polis daha sonra silmiş. Öğrenciler tekrar yapmışlar, polis yine silmiş. Bu şekilde bir kovalamaca halini almış ancak daha sonra polis vazgeçmiş olmalı ki sürekli değişen resimleri ile bu harika duvar çıkmış ortaya.
 


Prag’da birçok müze var demiştik, sırası yolumuz düşen yerleri gelin birlikte gezelim :) Öncelikle Kafka Müzesi’ne gidiyoruz. Burada fotoğraf çekmek yasak olduğu için müzenin sadece girişini görüntüledim. Müze insanın tüm duyularına hitap edecek şekilde tasarlanmış. Kafkaesk, labirent gibi bir ortamda yazarın kitaplarında soluduğunuz o havayı somut bir şekilde ciğerlerinizde hissediyorsunuz. Kafka’nın mektupları, ödipik psikolojisi, içinden çıkamadığı bunalımlar ve sayısız başarısız aşkını bir zaman çizelgesi içerisinde adım adım yaşıyorsunuz. Ölümünden önce hasta olduğu dönemde “ağız dolusu su” içmek için nasıl kıvrandığını el yazısından okuyup çektiği fiziksel acılara da ortak oluyorsunuz. Prag’a gidecekler için Kafka Müzesi olmazsa olmaz bir durak.


Eski Şehir Meydanı’nda yer alan Bal Mumu Müzesi’ne tamamen meraktan girdik :) Bazı heykeller çok gerçeklerine çok benzerken bazıları ise ancak uzaktan akrabası olarak andırıyordu :P


Meydanda anıtı olan Jan Hus'un mumya heykeli aşağıda solda, sağda ise ünlü bir Prag Kralı onun altında da dört eşi yer alıyor.



Haham Löew  ve onun yarattığı Golem :)

Franz Kafka, resimlerinden tanıdığımız haline pek az benziyordu.

Mozart'ın öldüğü yaşı düşününce, heykeldeki ancak babası olabilir dedik :P


Gelelim en sevdiğim heykele, ressam Mucha.



Prag’da her şeyin müzesi var derken abartmıyorduk inanın. Eski Şehir Meydanı’ndaki sokaklarda gezinirken seks oyuncakları müzesine rastlıyorsunuz.  Girişte ateşinizi ölçen bir koltuk bile var :p Bu müzede görüyorsunuz ki insan ırkı yaratıcılığın sınırlarını yüzyıllardır zorluyor. İcat etme kavramına boyut kazandırmış aletlere şaşkınlıkla bakıyorsunuz.


 
Son olarak işkence müzesine girelim dedik. Burada da Orta Çağ denen karanlık dönemde insanların ne derece sadist, nefret dolu ve zalim olabileceklerini görüyorsunuz. Biz gezi kitabımızda yer alan müzeyi değil, meydanda rastgeldiğimiz işkence müzesini gezdik.

 

Aşağıdaki aletler kurbanların tırnaklarını sıkıştırmak için kullanılıyormuş.


Erkeklerin savaşa giderken eşlerine giydirdikleri bekaret kemeri sebebi ile enfeksiyon kapıp ölen kadınlar da varmış.


Çivili koltuk, daha sayko olabilir mi gerçekten?

Burada kilise rahibi suçlunun cezasını keserken bir yandan da kemikleri kırılana kadar gerilmek sureti ile mahkum cezalandırılıyor. Bunun yanında kadınlar için yakılma da çok yaygın bir yöntem. Hem de elle tutulur bir sebebe ihtiyacı yokmuş kilisenin, cadı adını verdiği herkesi gözünün üstünde kaşı var diyerek yakabiliyorlarmış.





İşkence Müzesi’nde yeterince içiniz karardıysa sizi hemen yanında bulunan Belçika Çikolatacısı’na alalım. Burada şekerleri gözünüzün önünde yapıyorlar. Çikolatalar son derece lezzetliydi :)

 







 
Meydanda Storch Evi ve Kafka’nın evinin önünden geçerek gezi kitabımızın önerdiği İtalyan Restaurant’ı Kogo’ya gidiyoruz. Müthiş Opera Binası’nın hemen yanında bulunan bu restaurant, kendi halinde ama bir o kadar da sevimliydi.


Müthiş Opera Binası’nın hemen yanında bulunan bu restaurant, kendi halinde ama bir o kadar da sevimliydi.

 

Pizza ya da makarnalarını tatmadık ancak Risotto’ları muhteşemdi. Bu arada porsiyonlar 3 kişilik ye ye bitmiyor, giderseniz kesinlikle tek başınıza bir yemek ısmarlamayın sonra yarısı kalıyor.



Tiramusu ise çok parlak değildi, kreması katılaşmış ve altındaki kedi dilleri kuruydu.
 
Akşam yemeğimizi de yedikten sonra Don Giovanni’nin kukla gösterisine gittik, sevdiğim bu operanın esprili yorumundan ve usta kuklacıların izlerken sizi tamamen kukla dünyasına çeken performanslarından çok keyif aldık  :)







 
 


 
Sonrasında Astronomik Saat Kulesi'ne tırmanmaya karar veriyoruz. Hava kararmak üzere ve şehrin ışıkları alacakaranlıkta yeni parlamaya başlamış. Prag’a veda etmek için daha güzel bir manzara olamazdı. Epik denilebilecek bu günbatımını kulenin dört köşesinden uzun uzun izledik.








 
Prag masalsı, hüzünle yıkanmış bir şehirdi. Geçirdiğimiz her andan çok keyif aldım, olur da yolunuz bu Orta Çağ kentine düşer ise günbatımında saat kulesine tırmanmadan şehirden ayrılmayın ve tüm şehri yürüyerek her köşesine gözünüzü değdirerek, zihninize yazarak yaşayın. Paris gezimizde görüşmek dileğiyle... ;)

CONVERSATION

28 comments:

  1. o piramit içindeki göz hep iluminatinin işi biliyorsun di mi gizim ? :))

    bir daha postlarını sabah işe gelip de bir heyecan okumayacağım ben ayrıca. ışınlanmayı çok acı bir şekilde bulmuş olmaktan korkuyorum zira.

    küçük saatte bir şubedeydim çünkü. sonra prag a gittim. risotto bile yedim. saat kulesine çıktım. sonra hoop birden yine şubede dosyaların arasındayım :((

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ah bilmez miyim Missi'm! :) komplo teorilerinde master'ımı yaptım doktoramı yazıyorum da çok çaktırmamaya çalışıyorum blogda :pp El ele verip ışınlansak :) birlikte yesek o risotto'tan, hem söz tek porsiyonu paylaşırız o zaman vicdanen de mesut oluruz heheh :pp

      Sil
  2. Sex oyuncaklari müzesiyle ilgili espri yapmicam.
    mmm...sey...agggghhhh *parmaklarini isirir* bak yapmicam dedim ama duramiyorum yaa: O sandalyeye aslinda müzenin cikisinda oturtsalar daha ilginc olma mi?:P

    Yine harika bir post olmus. Paris postunu büyük bir merakla bekliyorum canimcim!:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hahah :) tatlım o sandalye zaten çıkışta desem :PPP içerisinin fotoğraflarını koymaya elim varmadı en edepli kısmı dışarıdaydı ben de onları paylaştım :))) zaten müzenin önünden geçerken içeri girip de o koltuğa oturmayan yok gibi :) En kısa zamanda Paris'te buluşmak üzere Ayşe'cim! :**

      Sil
  3. mükemmel bir post olmuş,gitmeyi düşündüğümüz bir yerdi şimdi daha da merak uyandırdı :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten çok gidilesi bir yer , her mevsimi ayrı güzel diye duydum, tavsiye ederim :)

      Sil
  4. muhteşem... paylaşım için teşekkürler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, beğeni için ben teşekkür ederim :))

      Sil
  5. Gizemcim yine harika bir post yapmissin, bol resimli, guzel detaylarla dolu. Sondan basliyorum, o saat kulesi resimleri muthis, gidersem kesin cikicam ben de, meydani tepeden gormek cok hos. Kukla gosterisine de kesin gitmeliyim. Risottocu degilim, bana cok agir geliyor, bu porsiyonlar ise megaymis cidden! : ) O ev seklindeki cikolata kutularindan kesin kaparim gidersem, guzel tin kutulari biriktiriyorum da : ) O rengarenk tarihi kitaplara, o bol morlu vitraylara bayildim otesi. Binalarin ustundeki semboller de harika, bu kadar guzel binayla dolu bir sehir, kesinlikle ilk firsatta gormem lazim Prag i, belki seneye yazin : ) Gidersem bu postlarina tekrar tekrar bakicam canim : ) Iyi haftasonlari : ) Paris postlarini merakla bekliyorum : )

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aylin'cim Prag'ı senin gözlerinden görmek ayrı bir keyif olur benim için :) çok teşekkür ediyorum beğenin için, Paris postları en kısa zamanda gelecek. Kocaman öpüyorum :)

      Sil
    2. Canim tatildeki bir gelismeden haber vereyim : ) Esim is icin Prag'a gidecek bu aralar, sanirim kasim basindakine ben de katilicam, izni falan ayarlayabilirsem : ) Hava baya soguk olur, gunes isigi da az ama o hali de guzeldir kesin : ) Gitmem kesinlessin, bu postlar tekrar tekrar didiklenecek : )

      Sil
  6. Gizem'cim inanilmazsiniz! Nasil bu kadar cok yer gezebilmissiniz. Hem gezmis, hem cekim yapmis, hem yemis icmissiniz. Bizim tatillerimizde hic hepsi beraber olmuyor:)
    Muze gezmekten cok buyuk haz etmeyen ben, bu cesit cesit, 'herseyin muzesi' olan bu sehri gezmeliyim. Saraylar, katedraller, duomolar artik gezmekten yoruldugum, cok buyuk bir farkliligi yoksa zevk almadigim yerler. Ama o minik evleri gormek, orada gecmis hikayeleri bilmek istiyorum. Iskence muzesi de oyle. Cikolata yapim evi tabi ki, istisna yok onda. Seks muzesi, tabi ki;) Yukseklik korkuma ragmen, sirf kocam boyle fotograflara ceksin diye o kuleye de cikarim;)
    Ah ne guzeldi bu Prag masali. Simdiden Paris masali icin heyecanlaniyorum<3

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. SvG'cim heheh bir de bana sor :)) her şeyi sığdırmaya çalışında günde 5 saat uyuyabiliyoruz ve o kadar çok yürüme sonucunda eve dönüşte yorgunluktan bayılacak gibi oluyoruz hep. Ama değiyor dolu dolu geçiyor her saniyesi :) Kuledeyken benim de içim çok ürperdi ama manzaranın güzelliğinde inan insan unutuveriyor yükseklik korkusunu. Sizin de bu masal şehrini gezmeniz ve keyif almanız dileğiyle tatlım :)

      Sil
  7. Çok harika bir post olmuş ^^ Prag görmeyi istediğim şehirler arasında ve sizin yaptığınız bu bol fotoğraflı ve anlatımlı postlara bayılıyorum ^^

    Prag hakkındaki postların devamı gelebilir bence, ben hiç sıkılmadan okurdum ^^
    Ellerinize sağlık :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, mutlu eden bu güzel sözler için :) Prag burada sonlandı ancak devamında aynı şekilde detaylı Paris postları gelecek :)

      Sil
  8. işkence müzesi resimlerine bakamadan geçtim kanım dondu hayal etmek istemedim . Biz ne kadar şanslı bir dönemde yaşıyoruz. Şavaş,açlık, zulüm nedir bilmeden teknolojide ne çıkacak acaba ben ıphone 5 i bekliyorum diye konuşuyorken aramızda bunları görünce insanın inanası gelmiyor. Prag a eşimde gitmişti ama iş için -10 derece de hiç birşey anlamadım demişti zamanını nı bilmek lazım galiba:)) merak ettim giden herkesden güzel şeyler duyuyorum prag la ilgili resimler oldukça açık fazla söze fazla söze gerek yok:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İşkence müzesinde bir de anlatımı gerçekçileştirmek için audio efektler de vardı ki onları duymak bile istemezsin canım :/ Orta Çağ nasıl bir dönemmiş, insanlığın ayıbı, utancı ve en ilkel olduğu (dinin yaptırımı sebebi ile despot aynı zamanda) çağmış. Biz de soğuğunu çok duyduğumuz için yazın gitmeyi tercih ettik, kışın ayrı bir güzel oluyordur eminim ama benim gibi çok üşüyen birisi aynı tadı alamayabilirdi :)

      Sil
  9. Gizem'cim,
    1-2 hafta arayla bu büyülü ortaçağ şehrini gezdik tesadüfen :))Bizim yaptığımız tur 8 gün ve 9 farklı şehri kapsadığı için, ben henüz pek ilerleme kaydedemedim ;p
    Prag'la ilgili zevkli ve renkli bir post hazırlamak istiyorum tabii ama elimden geldiğince... Çünkü biz oradayken hava ciddi anlamda soğuktu ve güneşin ışıldadığı her an sevinç çığlıkları atıyorduk:))
    Biraz puslu,(kat kat giyinmek zorunda olduğumuzdan) biraz da kılıksız olabiliriz tabi bu görsellerde..

    Senin objektifinden şehri tekrar,tüm güzel detaylarıyla görmek harikaydı!! Ellerine sağlık canım :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canım evet ne güzel bir tesadüf olmuş öyle :) sizin farklı bir sürü şehir gezmenizi ayrıca çok sevdim ben öyle olunca daha hızlı çekimde yaşanıyor tatil, daha çok yer görülüyor, biz bir yerde minimum bir 3-4 gün kalıp derinlemesine keşfetmeyi ayrıca seviyoruz Burcu'cum :) senin de ellerine sağlık güzel postlarının devamını sabırsızlıkla bekliyorum :))

      Sil
  10. canım sana canım dıyorum ama cok ıcten buldugum ıcın, harıka bır post okumaya doyamadım ozellıkle ıskence muzesınde ıcım gıttı resmen fakat cıkolata muzesınde kendımden gectım oraya gıtmelıyım:) ayrıca salaş hallerınız bıle cok cıcı:) sız her halınızle guzelsınız kalbınız guzel cunku

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canım beniiiim :) o senin güzelliğin baby, çok teşekkür ederim içten sözlerin için. O çikolatacıda insan resmen kendisini kaybediyor kaç tane çikolata yedim saymadım bir noktadan sonra ben :p

      Sil
  11. Gizcim gezi yazılarını oyle keyifle okuyorum ki, bir gün buralara gidecek olduğumda ilk başvuracağım kaynak blogların olacak :) Paris gezini betwin us tan takip ediyorum ama gizli terasta da daha ayrıntılı yazarsın sanırım :)) benim de Ekim sonu Paris'e gitme planım var ve senin gözünden nerelerde alışveriş yapılır, hangi müzeler görülmeli, nerede akşam yemeği yenir, nerede tatlı yiyip kahve içilir merakla bekliyorum :)

    YanıtlayınSil
  12. ahh beni Prag'da geçirdiğim günlere götürdün Giz:) aynı mekanlara ayak bastığımızı görünce garip bir prag heyecanı yaşadım:)
    Bu sene Siena'da işkence müzesine gittim bende seninla aynı dehşete kapıldım.
    Kogo'da külbastı yemiştim bende italyan özel soso ile birde pizzası enfesti:)
    Belçika çikolatacısının yanındaki çikolata müzesine girseydin keşke tatlı ve sevimli:)
    Ve son olarakta Pragda gittiğim Ortaçağ gecesinin eğlencesini unutamıyorum ben umarım gitmişsindir 70 km uzaklıkta bir köyün içinde yanında av köşkü vardı müthiş bir Ortaçağ konseptinde eğlencenin dibine vuruyosun:))
    ne çok konuştum değilmi:)

    YanıtlayınSil
  13. Çok güzel bir post, çok güzel anlatım.. Sanki gitmiş kadar oldum ve keyifle okudum.
    Teşekkür ettim ;)

    YanıtlayınSil
  14. anlatis tarziniza ve özellikle resimlere bayıldım. sanırım prag gezimi tam anlamiyla bu sayfadan planlayarak yapicam :) emeginize saglık

    YanıtlayınSil
  15. Giz'cim senin gezi bloglarına bayılıyorum, o kadar güzel anlatıp resmediyorsun ki gittiğin yerleri, beni de büyünün içine çekiyorsun adeta..Temmuz sonu nasipse 5 günlük bir Prag seyahatimz olacak.. Senin Prag yazın benim kılavuzum olacak..Prag'ta hangi gezi kitabından yararlandinız? Benim içinde faydalı olacağını düşünüyorum..Sevgiler...

    YanıtlayınSil
  16. Giz'cim senin gezi bloglarına bayılıyorum, o kadar güzel anlatıp resmediyorsun ki gittiğin yerleri, beni de büyünün içine çekiyorsun adeta..Temmuz sonu nasipse 5 günlük bir Prag seyahatimz olacak.. Senin Prag yazın benim kılavuzum olacak..Prag'ta hangi gezi kitabından yararlandinız? Benim içinde faydalı olacağını düşünüyorum..Sevgiler...

    YanıtlayınSil
  17. Gerçekten çok güzel resimler çekmişsiniz ve çok güzel anlatmışsınız bayram tatilimi Prag da geçirdim ve hemen herşey anlattığınız gibiydi sadece Karlova sokağında ki Bodrum Dönercisini unutmuşsunuz old town meydanından Karel köprüsüne giderken sol kolda ufak bir yer fakat tam bizim ağız zevkimize göre yiyecekler var

    YanıtlayınSil