Kaş / Antiphellos
Kaş’a nicedir gitmek istiyorduk. Bundan seneler önce Antalya’dan Marmaris’e doğru yol alırken, içerisinden geçmek sureti ile hayal meyal hatırladığım bu huzurlu koyda dönüp baktığımda belleğimde yaşanmışlığın izini bulacak kadar vakit geçirmeye yazın başından niyetlenmiştik. Bir de üzerine sevdiğimiz arkadaşlarımız bir bir gidip bize oraların doğallığını, canlılığını anlattıktan sonra güney tatilimizin ilk 2 gününü buraya ayırmaya karar verdik.
Kaş’ın en çok nesini sevdin, diye sorarsanız istila edilmemiş, huzurlu bir havası var. İnsan denize karşı uzanırken ruhunun dinlendiğini hissediyor. Merkezin taş sokaklarında yürürken üst üste değil ferah ferah etrafı geziyorsunuz. Her yer yemyeşil, suyu pırıl pırıl ve akşamları daha da keyifli geçirmenizi sağlayacak çok hoş mekanları var.
Marmaris’te de en sevdiğim şey olan uçcuz bucaksız bir deniz yerine deniz ufuk çizgisine varmadan irili ufaklı adaların göze çarpması burada da çok hoş bir manzara oluşturdu benim için.
Odamızdan görünen dev kaktüslerin manzarası da oldukça korkutucuydu :)
Su tertemiz her yerde, ancak Kaş’ta birçok otelde denize girilen yerlerin kıyısı taşlık. Suya kumdan yürüyerek değil merdivenden iniyorsunuz. Sonrasında mavinin her tonu yüzdükçe karşılıyor sizi :) Biz Aquarius Otel’de kaldık. Odalarının çok ufak olması dışında bir sıkıntımız olmadı, yemekleri merkezde yedik. Plajı da oldukça güzeldi, insanlar dışarıdan da denize girmeye buraya geliyordu.
İç açıcı manzaraya karşı kahve keyfim :)
Yarımada’dan merkeze doğru virajlı yollarda kıvrılarak ilerledikçe güneşin dağlar arasından batışı, suyun üzerindeki ışık dansları hayranlık uyandırıcıydı.
Yollarda yazın en güzel renklerinden bir geçit oluştururcasına beyaz, pembe, fuşya begonviller ve zakkumlar muhteşem bir şekilde sıralanmıştı. Özellikle güneş batarken o yumuşak ışıkta harika görünüyorlardı ancak ben öğle güneşinde bu kadar fotoğraflayabildim.
Yarımadadan karaya bağlanılan noktada ufak bir halk plajı görüyorsunuz. Minicik ama suyunda mavinin her tonuna rastlamak mümkün. Burada suya girememiş olsam da, ayaklarımı sokup bol bol fotoğraf çektim :))
Kaş’a girerken kıyı şeridi boyunca virajlı yollardan geçiyorsunuz. Burada keskin bir virajın dibinde ünlü Kaputaş Plajı yer alıyor.
Kaş’taki çoğu plajdan farklı olarak bembeyaz bir kuma sahip bu plajda duş dahi bulunmuyor. Herkes yiyeceklerini yanında getiriyor. Eski usül, işletmeler tarafından istila edilmemiş ufak ama çok güzel bir kumsal.
Kaş'taki ilk gecemizde Tzatziki adlı Yunan esintileri taşıyan bir restoranda yemeğimizi yedik. Yunan adalarında yemek öncesi zeytinyağı ile birlikte bizdeki cacığın sulandırılmadan süzme yoğurt ile yapılan hali olan Tzatziki adlı meze servis ediliyordu.
Burada da aynı şekilde önce taze ekmek, zeytinyağı ve Tzatziki servisi yapılıyor.
Mezeleri gidip içeriden seçiyorsunuz, biz deniz börülcesi, patlıcan, yengeç, ahtapot seçtik. Ben en çok tatlı yengeç etini sevdim. Ahtapot çok ince dilimlenmişti, farklı bir sunuma sahipti ancak ben tombik ahtapotları daha çok seviyorum.
Tavada kalamarı büyük bir hevesle bekledim ancak mısır ununda kızarmış olduğundan tadı biraz kuruydu. Mısır unu sevmediğim için belki de bana öyle geldi, eğer mısır unu seviyorsanız farklı bir lezzet olabilir.
Izgara kalamar ise Dubrovnik’teki gibi bebek kalamarın bütün olarak pişirilmesi şeklinde servis ediliyordu. Onun da sunumu güzeldi ancak kalamar bana biraz sert geldi.
Genel olarak bakıldığında çok özenli ve konuksever bir mekan olan Tzatziki’yi sevdik, özellikle sahibesinin yemek sonrası ikram ettiği dondurmalı baklavayı büyük bir keyifle yedik :) Tzatziki'nin duvarlarındaki renkli balıkların nazar boncuğundan gözleri çok hoş görünüyordu :)
Saat 22.30’da masaya oturduğumuzdan mezelerle idare ederek balıklarını denemedik ancak yan masada deneyen çiftin tabaklarında gözümüz kaldı :) Baktığı meydan ve keyifli ortamı için burayı tercih edebilirsiniz.
Kaş’ta ikinci günümüzde sevgili Aysun’un tavsiyesi üzerine Üzüm Kızı’na gittik. İyi ki de gitmişiz diyorum çünkü burada tattığımız her şeye bayıldık.
Yine Aysun’un tavsiyesi ile sütte dilbalığı yedik ve sadece bu tat için defalarca Kaş’a gelebiliriz dedik :) Üzüm Kızı deniz kokan, tavanında denizci ağlarına takılmış denizyıldızlarının yemek yerken size göz kırptığı, hava karardıkça su kabağı lambaların göz alıcı renklerinin ağır ağır içinize işlediği harika bir mekan.
Alkol tadını aldığım diğer içkiler gibi rakıyı da normalde çok fazla sevmem. Ancak duvardaki bu yazının üstüne adetten olarak bir kadeh söylememek olmazdı :)
Burada da başlangıç olarak Tzatziki (yani cacık) geliyor ve mezeleri siz seçiyorsunuz.
Biz hızımızı alamayak bir sürü meze seçtik. Aralarından en çok bulgur ve taze fasulye ile yapılan (sol üstteki) meze hoşumuza gitti.
Balık kokoreç o kadar lezzetli ve hafifti ki yemeye doyamadım, zaten hepsini ben bitirdim sanırım :) tadının muhteşemliğinin yanında deniz kulağı içerisinde begonvillerle süslenerek servis edilmesine ayrıca hayran kaldım. Hem mideye hem ruha hitap eden bir lezzetti :)
Kalamar yemeden olmaz tabi ki! :) Buradaki kalamarlar puf puf, yumuşak ve etliydi.
Buraya kadar çoktan doymuş olmamıza rağmen tereyağında karides de söyledik. Mide duvarları çatlarken bir insan yağına bana bana yer mi? O kadar eşsizdi ki bu tat, inanın yedim :) Dehan ağzına tereyağı süremez ama o bile bayıldı. Santorini, Mykonos, Dubrovnik, bizim güney sahillerimizi gezdik böylesini yemedik mükemmel karides budur açıkyüreklilikle söylüyorum :)
Sütte dilbalığı masaya geldiğinde tek çatal alacak halimiz kalmamıştı. Ben iki parça da ondan yiyerek keşke midemde yer olsa daha da yesem diye üzüldüm :)
Sütte dilbalığına balık demek onu basite indirgemek olur. Tadı çok daha farklı, damağınızda bıraktığı saf süt tadına rağmen tadımık olmayan beyaz, yumuşak ve dolgun bir et yiyorsunuz. Tavuk ve balık arası ama ikisinden de güzel bir tat :) Bir dahakine sadece sütte dilbalığı yemeye gidebilirim oraya. Diğer balıkları deneyemedik ama yediklerimizi referans alarak onların da güzel olduğuna şüphemiz yok.
Yürümekte güçlük çekecek kadar dolu bir mide için ne yapılır? Uzun bir yürüyüş :) Haydi Kaş’ın çarşısında ufak bir tur atalım..
Yürümekte güçlük çekecek kadar dolu bir mide için ne yapılır? Uzun bir yürüyüş :) Haydi Kaş’ın çarşısında ufak bir tur atalım..
Beyaz mavi boyalı evlerin önünde fuşya rengi begonviller, ufak bir kahvenin önünde rengarenk sandalyeler şirin bir sahil kasabasına ait doğal dekoru oluşturuyordu.
Merkezdeki meydandan Likya dönemi’ne ait lahite uzanan yol boyunca cumbalı evler, konsept dükkanlar sıra sıra diziliyor.
Hava o kadar sıcaktı ki bu köpekcik kaldırımda bayılmışçasına uyuyordu..
Yolun sonunda Likya döneminden kalma Kaş'ın sembolü olan anıt mezar bulunuyor. Resimdeki görüntüsünden belli olmasa da, bu eski yapının yüksekliği 3 metre vardı.
Bu sokak kendi içerisinde homojenize bir konsepte sahip, ufak bir Mykonos gibi.
Bu sokağın 90 derece sağdan kesen sokağın atmosferi de aynı, Tzatziki de burada yer alıyor. Mekan geçen sene açılmış ve o sokağa çok hoş bir hava veriyor. Demek her geçen sene burayı daha sevimli bir sahil kasabası yapmak adına daha fazla insan emek veriyor.
Bu sokağın sonunda bir vitray sanatçısının dükkanında sergilediği kendi eserlerini uzun uzun inceledik ve Kaş’a ait ufak bir suluboya tabloyu hatıra olarak aldık.
Vitray sanatçısı Hilal Hanım'ın resmettiği ufak tablolar..
El emeği örme süsler ve kolyeler..
Vitray çalışmaları...
Ve benim dükkanda en çok sevdiğim yer lambaları..
Dükkanın hemen solunda ağaçların arasından salkım şeklinde uzanan ışıkların bize işaret ettiği merdivenleri tırmanarak Papillon isimli mekanda soğuk bir şeyler içmeye karar verdik.
Burası gerçekten çok keyifli bir mekandı. Etrafta bangır bangır duyulan türkü bar müziklerinin aksine müzik seçimleri ve Papillon ismi ile uyumlu dekoru, loş ışığı ile mayışarak terasında epeyce vakit geçirdik.
Papillon şık olmak için bir kasıntısı olmayan ev rahatlığında, salaş ve samimi bir mekandı.
Burada içtiğimiz kokteyli shaker ile getirip masaya minik shot bardakları bırakıyorlar ve içeciğiniz bittikçe, bardağınızdaki ısınmadan kendiniz tazeliyorsunuz :)
Gelişigüzel konulmuş kitaplar bir ortama bu kadar mı yakışır?
Papillon'da kelebek motifleri ön plana çıkıyordu...
Çarşıda begonvillerin önünde son bir poz daha verelim :)
Marmaris'e gidiş yoluna geçtiğimiz sabah durup son bir kez camdan bu doğal güzellikleri fotoğrafladık.
Kaş Camping’in methini oradan ayrılırken duyduğumuz için gidemedik ve bir dahaki sefere gitmek için bahanemiz burası ve dalış turu yapmak olsun deyip, tekrar geleceğimize söz vererek Kaş’a veda ettik…














c.jpg)






























