Paris- Louvre, D'Orsay, Centre Pompidou, Sacre-Couer



Paris’te insanı sarhoş eden şeylerden birisi de özgürlük hissi. Liberte ilkesinin yukarıdan verilmiş bir hak olmadığını size adeta yaşatıyor bu şehir. Sanatı doğuşundan itibaren bir zaman çizgisi üzerinde yürüyerek izliyorsunuz. Louvre’da antik Mısır’dan başlayarak her şeyin mükemmel olarak resmedildiği dini ögeler ve meleklerde dolu Rönesans kompozisyonları, neoklasik eserler ardından, D’Orsay’de soyluları, melekleri, dini ögeleri değil de etrafında gördüğü gerçekliği bir tarla işçisinde resmederek sanatta realist akımı başlatan Millet’den Van Gogh, Gaugen, Delacroix, Renoir, Pisarro, empresyonist Monet'ye kadar birçok muhteşem sanatçının eserlerini görüp resmedilenlerin yaşattığı his ile sanatın insanı Tanrı’ya nasıl yaklaştırdığını anlayabiliyorsunuz. Daha sonra bir modern mimari harikası olan Centre Pompidou’da modern sanatın aykırı, tuhaf, kimi zaman da anlaşılmaz sanat eserlerini sindirdikten sonra 360 derecelik turunuzu tamamlamanın mutluluğu ile sanata doyuyorsunuz :)


Paris’te ilk gördüğümüz yer Louvre Meydanı olmuştu. Otelimiz meydanın karşısındaki sokakta olduğundan caddeyi geçerek bu açıklık alana adımımızı attığımız anda gökyüzünün derinliği, meydanın sakinliği ve bir o kadar da insana dehşet veren güzelliği karşısında kalakalmıştım. Uzakta Eiffel, yanımızda saydam cam piramitler ve onları çevreleyen müthiş mimari karşısında hayran olmaktan başka bir şey yapamıyorsunuz.
  
Biz havaalanında birçok müzede geçen müze kart (museum pass) aldığımız için sıra beklemeden müzeye girdik. Paris’te bazı müzelerde fotoğraf çekilmesi serbest bazılarında değil. Louvre serbest olanların başında geliyor. Ben de en çok etkilendiğim tabloları fotoğrafladım. Bize gitmeden Louvre’a bir gün ayırın demişlerdi biz de öyle yaptık. Gerçekten düzgün bir şekilde eserleri sindirerek gezecekseniz tam bir gün ayırın. Yok her odaya girmem Mona Lisa’yı, bir iki de başka tabloyu görürüm derseniz daha kısa da gezebilirsiniz. Biz bu kadar muazzam eserleri bir arada görünce saatlerimizi müzede geçirdik.
Önce Antik Mısır’dan başlıyoruz. Anlıyorsunuz ki Mısır’da ne var ne yoksa (dev sütunlar dahil) gemilere yükleyip getirmişler :p Şaka bir yana Mısır’a ait hatırı sayılır bir koleksiyona sahip Louvre.


Antik Mısır’lı kadınların yüzük, kolye ve küpelerine bakın ne kadar güzeller değil mi? :)



Louvre’da hemen her odaya girmiş ve eserleri zamanın akışında incelemiş birisi olarak bıraksanız size yüzlerce kare sunarım. Ancak bu eserleri canlı incelerken alınan keyif fotoğrafları ile aynı olmayacağı için burada sizinle sadece en en beğendiklerimi paylaşacağım :) 

Çizimlerini tipik olarak her tablosunda ayırt edebileceğiniz Leonardo Da Vinci:




Raphael’in Vaftizci Yahya, İsa ve Meryem’i konu alan tablosu:

 

Dönemlerine göre oldukça cesur resimler değil mi sizce de?




Ingres’in Banyo Yapan Valpinçon'lu Kadın'ı,




Meşhur Odalık (La Grande Odalisque),


Yerden tavana tüm duvarı kaplayan Jacques Louis David’in “Horatlar’ın Yemini” adlı tablosu tek kelime ile muhteşemdi. 


Gericault’un devasa (7x5 metrelik) "Medusa’nın Salı".


Jose de Ribera’nın Yumru Ayak isimli tablosu. Dönemin Rönesans ressamlarının ışığını çalıştığı eser kilise ve meleklerin dışında yumru ayaklı dilenci bir çocuğu resmettiği için aslında realist akımın öncüsü olabilecek nitelikte (şahsıma ait bir yorumdur bir gerçekliği yoktur :p).


 
Uccello’nun San Romano Savaşı üçlemesinden ilk görebildiğimiz eser. İkincisini Floransa Uffizzi’de gördük, sıra Londra’daki sonuncu eserde :)



Puzzle’lara sık sık konu olan bu iki tabloyu tanıdınız mı?


 
Hüzün ve umutsuzluk ancak bu kadar güzel resmedilebilirdi.




Üst kata çıkarken rastladığımız "Samothrace'in Kanatlı Zaferi" adlı heykelin uçar gibi kanatlarına hayran kaldım.

 
Dillere destan güzelliği haklı olan Milos’nun Venüs’ü.


 
Vermeer’in İnci Küpeli Kız’ından sonra en sevdiğim tablosu "Dantelci Kız".


Louvre’da sadece tablolar değil sergilendikleri alanlar da muazzam bir güzellikteydi. Tavan süslemelerine bakın…





Meyve ve sebzeler hiç bu kadar yaratıcı kullanılmamıştır herhalde! :) Arcimboldo'nun sebze, meyve ve çeşitli nesneleri insan portreleri oluşturacak şekilde düzenlemesi gerçek üstü bir hayalgücü ortaya çıkarmış.

 
Biraz Monet ve Cezanne…





 
Louvre’dan çıktığımızda güneş batmaktaydı.


 
 
Paris’te Louvre’un kalbinde yer alan Hotel du Louvre’da kaldık. Napolyon III tarafından bizzat inşaa ettirilen Paris'in ilk lüks oteli olan Hotel du Louvre'unn merkezi konumu, servisi, kahvaltısından oldukça memnun kaldık.



Odamızda dinlenirken Laduree ve Pierre Hermes’den aldığımız makaronları yeme zamanı :) Sunumun güzelliği bile insanın iştahını açıyor...


 
Paris’te sabah kahvaltılarında en çok tuzlu tereyağı sevdim :) sütlü yumurta ve peynirleri de çok lezzetliydi. Sabah erkenden başlayan hayatı izleyerek kahvaltımızı ettikten sonra D’Orsay’e yol aldık.
 

 
 
D’Orsay müzesi Louvre’da yer alan sanatın ilk dönemi eserlerinden sonra modern sanata bir köprü niteliğinde muhteşem eserler barındırıyor. Rodin’in heykelleri, Van Gogh’un “Yıldızlı Gece”si, Cabanel'in“Venüs’ün Doğuşu” gibi eşsiz birçok tablo, Gaugen, Monet, Manet, Renoir, Millet gibi sanata yön veren sanatçının eserlerini görüyorsunuz.



İstanbul’da hayranlıkla gidip bahçesinde oturmaktan büyük keyif aldığımız Arkeoloji müzesinin kurucusu Osman Hamdi Bey Paris’te ilk gençlik yıllarını geçirmiş. Paris’e hukuk eğitimi için gidip şehirdeki özgürlükten, sanat ruhundan etkilenerek ressam olan Osman Hamdi Bey ülkesine dönünce sanat adına bir şeyler yapmak için Osmanlı’da ilk güzel sanatlar akademisini Çinili Köşk’e kurup sonrasında Arkeoloji müzesini genç bir Levanten olan mimar Vallouri’ye (Pera Palas’ın mimarı) inşa ettiriyor. Paris’e bu kadar aşık olduktan sonra İstanbul’a bunca güzel eser kazandıran Türk sanatının kendisine çok şey borçlu olduğu Osman Hamdi Bey’in bir tablosunu D’Orsay’de oryantalizm bölümünde görmek bizi çok duygulandırdı. D'Orsay eski bir tren garından müzeye çevrilmiş muazzam bir yapı. Zamanında gardaki yolculara hizmet eden devasa saat artık müzenin en ilgi çekici eserlerinden biriymişçesine ziyaretçilerin ilgisini üzerinde topluyor.


D'Orsay’de fotoğraf çekmek yasak olduğu için eserleri görüntüleyemedim. Paris’te yapılması gerekenlerin en başında geliyor D’Orsay’e gitmek. Yarım gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim, eserleri sindire sindire incelemek ve sanatın büyüsünü duyumsayabilmek için.


 
 
Sonrasında Centre Pompidou’ya yürüdük. Paris’te her sokak, dükkan, meydan ayrı güzeldi. Yolda Kusmi Tea isimli bir çay dükkanının renkleri bizi içeriye çekti. Burada farklı aromalarda bir sürü çay satılıyor biz 3 paket aldık ancak daha da almadığımıza pişman olduk. Aromaların kokusu, tadı çayları her yudumlayışta ayrı bir lezzet bırakıyor damağınızda :)


 
 
Bir makaron dükkanı daha, Paris’te her köşede görüp hepsinden tatmak istiyorsunuz :)





Mimari yapısı bile başlı başına bir şaheser olan tarihi Opera Binası…

 
Modern sanat eserlerine ev sahipliği yapan Centre du Pompidou’nun içine girmeden bir eser gibi hazırlanmış dış cephesi karşıladı bizi.


Burada anlamlandırabildiğimiz ve anlamlandıramadığımız birçok eseri inceledik. Çok sevdiğimiz Gerhard Richter’in eserleri gezici sergi ile sunulmaktaydı, museum pass kartımız bu sergiyi kapsamadığından müzedeki diğer eserler için geçiş kartımız bulunmasına rağmen bir daha bilet almak zorunda kaldık. 3D çok etkileyici birçok eser de sergilenmekteydi. Bir iki Picasso eserini fotoğrafladım.





“Odalık” adlı eserin Picasso tarafından post modern yorumu.


 
Bu eserin takvimi vardı odamda ben çocukken. Gerçeğini ummadığım bir anda karşımda görüne heyecanlanıverdim :)

 
Richter’in en ünlü eserini tanıdınız mı? Fotoğraf karesi kadar gerçek yapılmış bu tablo önünde insan hipnotize olmuşçasına kalakalıyor.

 

Gerhard Richter’in sanat anlayışı herhangi bir tarzı benimsememekten geçiyor. Fotoğraf hatları kadar keskin eserleri de, fotoğraf üstüne yapılmış kendine has tarzda çalışmaları da, eskizleri de, soyut eserleri de birbirinden bağımsız, farklı ustalıklarda resmetmiş sanatçı.




 
  
Sacre-Coeur’un bulunduğu Montmarte semtine doğru yaklaşık 15 dakikalık bir araba yolculuğu yapıyoruz. Daracık sokaklar, pervazlarında renkli çiçeklerin göz aldığı taş evler o kadar güzeldi ki bu sıcak yaz gününde yolculuk hiç bitmesin istedik.
 



Dilerseniz önce Montmarte sokaklarını gezelim. Biz Paris tatilimiz boyunca bir daha gelmek istesek de buraya vakit bulamadık ancak sokak sanatçılarının tezgahları, şirin evlerin çevrelediği sokakları ile  bu sevimli semt Paris’in simgelerinden birisi oldu bizim için.
 



 







Bir makaron dükkanı daha :) Montmarte sokakları Paris deyince insanın aklına gelen o epik görüntüyü adeta zihninize kazıyor :)




Makaron yemedim ama kim waffle yiyemezmişim diyor :p Sacre-Coeur'ün kulelerine tırmanmadan önce enerji depolamak lazım!



Sacre Coeur tepede yer alan çok güzel bir kilise. Buradan Paris’in manzarası eşsiz. Hele daracık merdivenlerde 400 basamak tırmanacak gücünüz varsa tepede sizi karşılayan Paris manzarasını tarif edecek bir söz yok :)
 




Sacre-Coeur’ün en üst kubbesi Eiffel’den sonra Paris’in en yüksek noktasıymış. Biz kilisenin içini gezmeden waffle’dan aldığımız önce aldığımız enerji ile basamakları tırmanarak 360 derecelik görsel bir tur yaptık.

 

Kulenin tepesinde hatıra fotoğrafı çektirmemek olmaz diyerek sırayla Dilem ve ben çekildik :)



 
Taa uzaklardan Eiffel ufak bir nokta olarak gözüküyordu.

 
Yukarıda yarım saat kadar kaldıktan sonra kilisenin altında yer alan bodruma indik. Havanın nemli sıcağından sonra klimalıymışçasında serin taş duvarlara yansıyan loş ışığı takip ederek mezarları ve yolun sonunda yer alan ufak bir şapeli gezdik. Sacre Coeur, kutsal yürek anlamına geliyor. İsa'nın kutsal yüreğine adanmış kilisenin yapılması için girişimde bulunan Katoliklerden birisinin kalbi vücudundan ayrı olarak bodrumda gömülü bulunuyor. Kutsal Yürek'in Fransa Prusya savaşında Paris'i saldırıdan koruduğuna inanılıyor.


Montmarte’dan güneş batarken ayrılıp akşam yemeği için L’Entrecote’a gidiyoruz. Burası salyangoz yeme fikrine alışamayan Türk aileleri için olmazsa olmaz bir yer :P 

 
 
İçeriye girmek için sıra bekliyoruz, gelmeden önce bu konuda bilgi sahibi olduğumuz için 3-4 masada Türk aileleri görünce şaşırmıyoruz :) L’Entrecote sevimli, yerel bir mekan. 

 
Saint Germain’de bulunması burayı sevmem için yeterli bir sebep.


İngilizce menünün olmamasına biraz şaşırsak da yiyeceğimiz şeyi bildiğimiz için kısaca “antrikot istiyoruz” dedik :)

 
Önden salatalar servis ediliyordu, bir önceki serviste salata bittiği için bekledik. Son servisteki salatayı alsak yapraklar ölmüş olur muydu bilemiyorum ama yeni turda gelen salata gayet lezzetliydi. 


Et iyi pişmiş bir şekilde Cafe de Paris sosu ile servis ediliyor. Etimiz yeni kızarmış ve sıcaktı, sosunu da sevdik ama patatesler daha sıcak olabilirdi. Ailecek gittiğimiz mekanın genel olarak lezzetlerinden (ve de anne babamızın yiyecek bir şey bulmakta zorlanmamasından) oldukça memnun kaldık.

 
Yemeğimizin üstüne profiterol ve oraya özgü bir makarona benzeyen kurabiyeler arasında dondurma ile yapılan bir tatlı yedik. Her ikisi de aşırı lezzetliydi diyemem ama sunumları güzeldi.


 
Böylelikle Paris gezimizin sonuna geldik. Birçok şeyi yaptık ama yapamadığımız bir o kadar da çok şey kaldı, Paris’e doyamadık ve bu aşk kokan şehirde Sevgililer Günü’nü kutlamaya karar verdik :)


Son kare olarak gece, ışıkları yanarken görmeye bayıldığım Eiffel ile Paris'in son postunu noktalıyorum. Gezimizden keyif almış olmanız dileğiyle :)


CONVERSATION

35 comments:

  1. Paris en favori şehirlerimden biri değil ama yine de kendine has bir dokusu ve güzelliği var. Ben Paris'te, uzun yıllar orada yaşamış birinin tavsiyesi üzerine Palais des Thes'e gitmiştim. Onların da çok güzel çayları. Tesadüf o ki, bu akşam da, Kusmi'nin Christmas çayını içtim. Eğer hafif baharatlı, aromatik çayları seviyorsanız tavsiye ederim.

    Sevgiler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu şehrin en çok da o kendine has güzelliği etkiledi zaten beni :) Palais des Thes'i ilk kez duyuyorum ama Şubat'taki Paris gezimizde mutlaka gideceğim ve de bu yoruma istinaden (hafif baharatlı aromatik çayları çok seven birisi olarak) menüde hala var ise Kusmi Christmas çayını içeceğim :) çok teşekkür ederim tavsiye için.

      Sil
  2. wuhhuuuu ben bu postla bir "Paris" yaptım geldim bile:) Ne güzel fotoğraflamışsnız canım. Macaronlar -ki ben pek sevmem- ne güzel görünüyor.

    İngiltere'de birçok müze ve tarihi eser olan yerlerde foto çekmek yasaktı bak Louvre'da serbest. Burda şu soru geliyor aklıma acaba o tablolar gerçek mi? Bu kadar fotoğraf çekilmesine izin vermeleri? Mümkün olamaz. Oxford'da bile herhangi bir müzede tabloların fotoğraflarını çekememiştik biz. Her neyse öyle veya böyle tablolar süper:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hülya'cım Roma ve Paris'ten sonra sırada zaten Londra var! :) Paris'te D'Orsay'de de çekmek yasaktı ama flaşsız olarak Louvre'da serbest. Tabloların gerçek olmaması gibi bir durumu düşünemiyorum sanat eleştirmenleri dünyanın en ünlü müzesinde replika olsa taşa tutabilirler :) ama her galeride bir görevli var ve çok sıkı denetliyorlar flaşlı çekim yapılıp yapılmadığını canım ;)

      Sil
  3. Hem de ne keyifle okudum! Değişik çayları denemeye bu kadar meraklı bir insan olarak o dediğin çay evini göremedim diye çok aklım kaldı ama.p Louvre'de bir gün ne kadar güzel geçmiştir..Başka bir dünya gibi..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru ve güzel bir gözlem Gizem'cim, Louvre kendi içerisinde bambaşka bir dünya :) o çayevini buraya getirsek keşke, asıl kültürü kahve değil de çay olan Türk insanı ilgi gösterir mi dersin? :) (içimdeki girişimci konu Kusmi Tea olunca ayağa kalkıyor :))

      Sil
  4. bu sayede parisi de gezmiş oldum :) yalnız o kadar güldüm ki şu cümlene gizim: L’Entrecote sevimli, esnaf lokantası tadında bir mekan.

    yani hiç esnaf lokantası görmesem hak verecektim de :)))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yaaaaaa. Ama ama, beni sen de anlamazsan kim anlayacak missim :) yahu bu yorum sebebi ile postu değiştirdim :P orada demek istediğim yerel bir mekan esnaf lokantası derken biraz abartmış olabilirm kabul :p

      Sil
  5. Çok keyifle okudum. Gidip görmüş kadar olduk sayende :) teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Asıl bu güzel yorum ve beğeni için ben teşekkür ederim :))

      Sil
  6. gizemcim eline koluna sağlık harika fotoğraflarla bu kez de Paris'İ gezdirdin bize. bayıldım parise de zaten günün birinde senin gittiğin yerlere gidersek doğrudan çıktı alıcam yazılarını. rehbere falan gerek olmadan dolaşırız heryeri :) ayrıca o fotoğrafa çok yakın olan tablolara hayran kaldım

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hamide'cim Paris bir kez değil defalarca gezilecek her gezmede ayrı tat verecek bir yer :) Dilerim Taci ile en kısa zamanda gidersiniz ve gezi postlarım tatilinize bir parça ışık tutar ise ne mutlu olur bana :)

      Sil
  7. resmen seninle birlikte yeniden parise gittim, o sokaklarda gezdim, müzeyi arşınladım, antrikot yedim, macaronların tadına bakıp ıyyyyy bu muymuş, bizim türk işi bezelerimiz cok daha güzel dedim ve senin bu derin detaylı müze gezintini görünce de kendimden utandım:) gezecek cok yer, keşfedecek birçok sokak ve soguktan da öte hava koşulları olunca ancak bi yere kadar tadına varabiliyo insan parisin..
    biz de kışın parisi gördükten sonra bidaha burayı görmeye ve fakat bu kez sıcaktan pişecek kadar güzel bi havada gidip kendimizden geçmeye karar verdik! <333
    yazan parmaklarına saglık kuşum, çok keyifliydi:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bebişim biz eriyik sıcaklarda çok mutlu gezdik ama 1 sene daha görmeden dayanamayarak tekrar kışın gitmeye karar verdik totomuzu dondurmaya :p Şubat’ta tekrar Paris yolcusu olacağız o zaman ben de soğukta dona dona da olsa bu güzel şehrin tadını bir kez daha çıkaracağım inşallah :) keyif almana çok sevindim tatlım öpüyorum kocaman :)

      Sil
  8. kızlar yine çok güzel yazıp fotoğraflamışsınız :) tam paris tadında :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler canım :) boynumda ağır makine ile saatlerce güneşin altında gezmeye değiyor böyle içten geridönüşler alınca :)

      Sil
  9. Canım ruhumu doyurdun desem abartmış olmam,sanırım.Keyifle okudum yazını,fotoğraflarlada ayrı bir güzellik katmışsın..Sanki seninle geziyormuşum gibi hissettim eminim bir çok kişide aynı hissi almıştır.Sanırım paris'in bu romantikliği ve şiirselliği boşuna değil,bir gün oralara gitmeyi çok isterim.yüreğine sağlık canım :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canım benim, gidersen oralara bayılacağına türlü çeşit çikolataları en güzel şekilde fotoğraflayacağına eminim :)) çok teşekkür ediyorum beğenin ve güzel sözlerin için, sevdiklerime sevdiğim şeyleri yaşatınca bir ayrı mutlu oluyorum :)))

      Sil
  10. guzel fotografli bol detayli vede keyifli bir paris anlatimi olmus gizcim:) paris bizimde planlarimizin arasinda ozaman gelince senin bu notlarin baya faydasini gorcez cnm :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Essra’cım Paris’in tadı en güzel sokaklarında yürüyerek çıkıyor. Planınızı bahara hatta yaza yaparsanız çok daha rahat edersiniz bence canım :) beğenin için çok teşekkür ediyorum, gittiğim yerleri mümkün olduğu kadar yaşatabilmek adına biraz uzun da olsa bol fotoğraflı postları seviyorum dönüp bakınca benim için de çok güzel bir anı kalıyor blogta :)

      Sil
  11. Büyük bir zevkle her resmi tek tek inceledim, yazını da bir çırpıda okudum yine Gizemcim. Çok güzel bir gezi postu olmuş. Macaron resimlerinde gözlerimin döndüğünü de söylemeden geçemeyeceğim. Öperim:)

    Sevgiler

    Yeşim

    http://nils-mum.blogspot.com

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yeşim’cim çok teşekkür ediyorum beğenin için :) senin güzel Londra postlarından sonra Paris’i bir nebze yaşatabildiysem ne mutlu bana! :) macaronları her görüşümde benim de gözüm döndüğünden her gün macaron yemekten döndüğümden beri daha canım çekmedi :p

      Sil
  12. paris'i senin kadar derinlemesine gezememiş olsam da bayılmıştım. ben de tekrar gitmek isterim ama sadece sokaklarında uzun uzun dolaşmak için.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. O kadar farklı yerleri var ki dönüp bakınca ben de derinlemesine gezememiş hissediyorum kendimi desem :) yapamadığım birçok şey kaldı listemde. Hiçbir kaygım olmadan uzuun uzuun sokaklarında dolaşmak için can atıyorum ben de. Paris tatil yapıp dönmek için değil mümkün olsa yaşayıp içselleştirilecek bir şehir olarak kaldı zihnimde.

      Sil
  13. Çok güzel bir posttu! Paris`i senin ağzından dinlemeye doyamadım resmen :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de anlatmaya doyamadım Rubi’m :) Sırada Floransa ve Venedik var, onlardan da keyif alman dileğiyle :)

      Sil
  14. yaza bizde gitmeyi tasarlıyoruz,
    eğer gidersek sayende keşfedeceğimiz çok yer olacak. hep yaz
    giz'im sen !

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Buket’cim biz de izinden devam edeceğiz gezilere. Önce Prag’a gittin ardından biz gittik sırada Lizbon ve Viyana olacak :) çok teşekkürler beğenin için, sen de hep yaz o güzel satırlardan eksik etme bizi olur mu?

      Sil
  15. bende parise asik birisiyim her gidisimle yeniden büyüleniyorum :)

    Mein Blog/Blogum

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Avrupa’da yaşayanlar için Paris’in bir tren yolculuğu mesafede olması ayrı bir cezbedici sebep :) herhalde haftasonları kaçar kaçar giderdik biz. Paris yüzyıllardır evrilen büyüsü ile her daim etkileyici her daim güzel bir şehir :)

      Sil
  16. Fotoğraflara bakarken Paris'i mi özledim JB ile dona dona sokaklarında dolaşmayı mı özledim bilemedim ama bana bu aptal yağmurlu günde güzel bir iç çektirdiniz bravo size heheh :) Pierre Hermes'den bahseden nadir bloggerlardan biri oldunuz bayıldım bu işe :) Sanırım PAris'te yapmadığım tek şey Sacre Coeur'un tepesine çıkmamak oldu o da tamamen tembelliğimden Paris'e gittiğimde günlerin yarısını evde televizyon karşısında geçirdiğim doğrudur. Bir dahaki Paris postunu merak ediyorum acaba bu kez nereleri keşfedeceksiniz bizim için :p

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bebişim Paris postları bitti, devamı Şubat’ta gelecek :) keşfedemediğimiz çok yer kaldı onları gezecek olmanın mutluluğu var içimde. Bakarsın denk düşürür aynı zamanlarda orada oluruz o zaman ne kadar keyifli olur değil mi o sokakları birlikte gezmek? :) JB ile ne kadar güzelsiniz siz öyle maşallah diyorum ve en kısa zamanda bir araya gelmenizi diliyorum tatlım :)

      not:Sacre Coeur'un tepesine mutlaka çıkın müthiş bir tecrübe şehri o açıdan görmek :)

      Sil
  17. Gizemcim, cok guzel anlatmissin yine, seninle bir guzel gezdim ben de. Louvre u hic gezmedim, uzun kalmali bir tatile sakliyorum hakkini vermek icin. Ben Paris e her gidisimde Montmartre da bol bol vakit gecirdim, SGDP de diger favori bolgem, Paris e senede bir iki kere gidebilsem keske her mevsimini her kosesini yasayabilmek icin : ) Makaronlar harika, canim cekti simdi : ) Ben gideyim su elmali tartimi yapayim da aksamustu cay keyfi ile dindireyim ozlemimi : ) Sirada Venedik postlari var sanirim, bekliyorum : )

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aylin’cim, Paris’in butik pasta dükkanlarını, alışveriş caddelerini senin gözünden görmeyi ne çok isterdim :) Dediğin gibi geniş geniş vakit ayırabilmek gerek, biz ilk gidişimiz olduğu için 5 gün kalmamıza rağmen çok koşturmaca içerisinde geçti. Bir dahakine zaten gezdiğimiz yerleri tanıyor olmanın bilinci ile rahat rahat gezip Montmarte’ı daha uzun yaşamak istiyorum ben de :) sırada Floransa postu olacak canım, tanti baci :)

      Sil
  18. Parisde hayal kırıklıgı yasadım ama gorulmesı gereken bır yer dıye eklemeden gecemeyecegım.Benı mımarısı ve tatlıları buyuledı :))) sanırm tatlı canavarı olmamdan oturu. Mısırda kı muzelerde boyle guzel korumuyorlar tarıhlerını.Pıramıtlerı gorunce aglamak ıstemıstım bır medenıyet nasıl bu halde olur dıye.neyse ben parısten ote sız ıkı guzellıgın karelerını ve son kareye bayıldıgımı belırtmek ısterım ..sevgılerrrrr

    YanıtlayınSil