Ece Kent Paris.

Ece kent Paris. Özlemi kalbimi yakan bir sevgili gibi düşüyor aklıma. Gideli henüz 1 sene olmuş olmasına rağmen baharı da bu güzel şehirde karşılamak istiyorum. Sokaklarında dolaşırken öylesine mutluydum ki, bir daha gidersem o mutluluğu bıraktığım sokaklarda bulacağımı biliyorum.


Paris öyle bir şehir ki, güneş bile bir başka doğuyor sanki bu kentin üzerine. Binaların arasından süzülüşü kaldırım taşlarındaki ışık oyunları ayrı bir güzel geliyor gözümüze.


Neden seviyoruz bu kadar Paris’i? Sevmeyenler neden sevmiyor? Bu kadar sanat dolu, tarih dolu, estetik bir şehri sevmemek olmaz anlamamak olabilir diyorum kendi kendime. Her insanın anlayıp seveceği bir zaman da olacaktır Paris’i. Şimdi son gidişimde benim gözümden bu şehri bir kez daha size de göstermek istiyorum.


Saint Germain’deki irili ufaklı dükkanlar, antikacılar, çiçekçilerin arasında bile bir günümü geçirebilirim seve seve. Paris’in en sevdiği semti burası. Yürüyerek kah Lüksemburg Bahçeleri’ne kah Notre Dame’a gidebilmek ayrı bir keyif. 






Herkes bize ilk gidişimizde neden metroya binmediğimizi hayretle sormuştu. Biz tüm şehri yorgunluktan bacaklarımız ağrıyana dek yürümeyi tercih etmiştik. Yerin üstünde görülecek bu kadar çok güzellik varken altından daha hızlı da olsa gitmeyi tercih etmemiştik.


Bu sefer  geçen gidişimizden farklı olarak Versailles Sarayı’nı da gezdik. İhtişam kelimesinin bire bir karşılık bulduğu bu yerde yemek salonlarını, yatak odalarını ve sonu gelmeyen bahçelerini saatlerce gezdik.  







Akşamüstü ışığında huzurla çimlerin üstüne yayılıp haftasonunu geçirmek üzere sarayın bahçelerinde dinlenen Parisli’lerin arasına karıştık.









Louvre’u daha önce gezmiş olsak da Paris’e gelip de tekrar binlerce sanat eseri barındıran bu şahane yere tekrar uğramamak olmazdı.






Montmarte’da sokak sanatçılarının tezgahlarında oyalandıktan sonra Le Consulat’da oturup bugüne kadar tattığımız en lezzetli cheeseburger’i yedik ;)





Pont des art’da Paris’e ilk gelişimizde astığımız kilidi göz ucuyla aradık, köprüden Seine Nehri'ne göz kırparak bir banka oturup dinlendik.



Zafer Takı'nı selamlayıp her görüşümüzde bir kez daha hayran kaldığımız Eiffel Kulesi’ne doğru yollandık.








L’Orangerie müzesinde  oturup Monet’nin nilüferlerini büyülenerek izledik. Ardından Cezanne, Matisse ve Renoir’ın muazzam güzellikteki tablolarını seyre daldık.















Son olarak Jean Paul Hevin’den tadı damağımızda kalan enfes çikolatalar alarak sokaklarda ipi kopmui uçurtmalar gibi gezerken keyifle yedik ve Hotel Costes'un Sevgililer Günü vitrinine hayran kaldık.





Paris’i ilk kez yazın görmüştük, bu gezimizle birlikte kışın da görmüş olduk. Sırada ilkbahar var ne dersiniz sizce de bu güzel şehri bahar çiçekleri her yerde açmışken görmek büyüleyici olmaz mı? :) 

CONVERSATION

13 comments:

  1. Bu güzel posta yenisini ekleyecegiz ins Eylül'de, hep beraber:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle tatlım! :) Bir tek sonbahar kalmış olacak bu güzel kenti görmediğim onu da birlikte göreceğiz!

      Sil
  2. Merhaba;
    Paris öyle büyülüyor ki insanı, yazın gitse kışın da gitmek istiyor baharda da gitmek istiyor ve bu rutini bir ömür gerçekleştirebilirim sanırım ben. Biz kışın gittik. Karlı görmeyi istiyordum çok ama sert bir kış değildi gittiğimizde. Şimdi baharda gitmek hayali içerisindeyim çoğu zaman. Bilmediğim görmek istediğim daha pek çok yeri var elbette. Bu bahsettiğin müzeyi, harika çikolataları hemen not ettim bile zaten:) Paris ile ilgili kocaman bir defter yapabilirim şu anda herhalde:):) Burada hemen şıp diye gidiliyor ama ahh şu vize için delice uğraştırmasalardı pek iyi olurdu.Kilitler olan aşıklar köprüsünü geçen sefer görememiştim nasıl da aklımda kaldı. Versailles'da da büyülenmemek imkansızdı ama ahh o kalabalık beni deli etmişti ve korkutmuştu. Karanlıkta bahçesinde kaldığımızda ise dönüş yolunda türlü hikayeler uydurup adım atamayan halimizle dalga geçerek pek eğlenmiştik. O koca sarayın bahçesini ışıklandırmamalarına hayret etmiştik ve o ağaçların arasından bir el bizi içeri çekse veya marie'nin hayaleti karşımıza çıksa da yeni maceralar yaşasak dedik ama olmadı malesef:) Şimdi çok güzel anılarımı yeniden aklıma getirdi bu yazın. Teşekkür ederim. Umarım en kısa zamanda yeniden kavuşuruz bu masal şehirle:)
    Sevgiler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Paris'e kaç kere gitse insan her gidişinde farklı bir güzelliğini keşfediyor yeni bir şehri gezer gibi. Asıl ben teşekkür ederim bu güzel içten sözler için :) Bu güzel kent de kendisini sevenleri aynı şekilde seviyor bence, kavuşacağımıza hiç şüphem yok ;))) Sevgiler...

      Sil
  3. Paris gercekten tuhaf bir sehir.. Etkileyici, gizemli, buyuleyici, hayal gucunu arttiran ve hatta insanim hayal gozunu acan.. uzun yillar gitmeyi reddedip, ilk gidisimizde bizi bu aptal kararimiz icin pisman etmisti.. Oyle cok gezmistik ki metro da ugramadigimiz istasyon kaldi mi diye oturup gulusuyorduk Alper ile.. Sonra o ask ile hizlica yeniden, sonra yeniden ve yeniden gittik... Bize bir meyve vermeyi isteyecek kadar o da bizi sevdi sanirim :)) Her mevsimini bir kac kez yasadik Paris'in hatta sehri karlar altinda da gorunce "tamam artik Paris sehri gercekten goruldu" dedik... Artik metrosunu daha az kullanip, sehri adim adim ve gonlumuzce gezmesiyi seviyoruz.. Paris, en cok 1920 lere ozlem duyan, jaz dunyasinin yeni yeni olustugu yillar demek benim icin.. Bunu hissetmek icin de geceleri issizlasan sokaklarini daha cok seviyorum... Sanki koseden her an Hemingway donecek gibi hissetmek muthis.. Belki de bu yuzden sehri en cok bulutlu, puslu havalarda seviyorum...Cok bohem degil mi sence de ? Bir de Satine var tabi.. Onun buyuk askini Moulin Rouge cevresinde dolanip hissetmek ve Alper'in kollarinin altina siginmak da cok asik olunasi.. Oyle iste ! Nice seyahatlerimiz olsun, birlikte de insallah..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Lulu'm ne güzel betimlemişsin! Her köşeden Hemingway dönecek gibi :) kesinlikle verdiği his bu şehrin, bir hala Moulin Rouge'a gitmedik desem? Baharda inşallah. Aşkınızın en güzel meyvesini düşününce Paris'in sizin için anlamı bambaşka diyorum :) dilerim birlikte de görürüz bu şehri, kocaman öpüyorum Lulu'm...

      Sil
  4. Merhaba
    Ben de Paris'i çok büyüleyici bulmuştum ve nedense tekrar tekrar gitmek istiyorum.Şu an hissettiklerimi düşünüyorum Anlatamıyorum.Anlatılmaz yaşanır diyeyim bari:)) Biz Londra'dan oraya geçmiştik.Londra'yı da beğenmiştim ama Paris'i görünce yok dedim.Çok daha romantik, duygu şehri.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Anlatılmaz yaşanır Paris'e çok yakışan bir söz! :) Ben henüz Londra'ya gitmedim baharda Paris'e 3. kez gideceğim ve şimdiden bunun mutluluğun duyuyorum :)

      Sil
  5. ''Önce İspanya sonra Paris diyordum''Sevgili Giz.Bu yazını okuyunca acaba önce Paris'e mi gitsek diye düşünmeden edemedim ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle önce Paris derim Hümeyra'cım :) İspanya da çok güzel ama Paris defalarca gitme isteği uyandırıyor daha önce neden gitmediğine üzülüyor insan!

      Sil
  6. hayatımda görmüş olduğum en güzel paris fotoğrafları... sizin enerjınız bana cok ıyı gelıyor :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çoook teşekkürler tatlım :))) çok mutlu oldum içten sözlerine... O iyi gelme karşılıklı biliyorsun değil mi? :)

      Sil
  7. Paris'e aşık olanlardanım bende..Acayıp bir enerjısi var bu şehrin,anlatamadığım büyüleyici bir atmosferi var.Yeniden gitmek istediğim tek yer♡

    YanıtlayınSil