Puslu Kıtalar Atlası


"Puslu Kıtalar Atlası" okuduktan sonra zihnimde çok değişik bir tat bıraktı. Hani daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gittiğinizde ya da tatmadığınız bir yemeği tattığınızda nasıl reaksiyon verirse beyniniz, işte öyle. Kitap tek kelime ile muhteşemdi.  Kişilerin, olayların ve dönemin bütünselliği, sürükleyici anlatımla birleşince odağınızı hiç kaybetmeden bir solukta okuyorsunuz.  Masalsı bir dünyayı kitap sayfalarınca ziyaret edip sonunda da bittiğine üzülüyorsunuz. Osmanlı dönemindeki sıradan insanların günlük hayatları mistik maceralarla anlatılırken zemine felsefe oturtulmuş. Yazar eski zamanların saflığını, dönemin tüm ayrıntılarını ince ince çizmiş. Kitabı okurken o eski Osmanlı'da yaşıyorsunuz adeta.


Oğlu Bünyamin evinden ayrılıp uzak diyarlarda macelara atılmak isteyince babası Uzun İhsan Efendi’nin verdiği tepki, Siddhartha’nın babasının Siddhartha’nın arayışı için yola çıkmak isteyince verdiği tepkiden çok farklıdır. İhsan Efendi, oğlunun kendi yapamadığını yapmasını ve hayatı tecrübe etmesini ister. Bu noktada, oğluna duyduğu sevginin onun hayatı tecrübe ederek kendisini bulmasının önüne geçmesine izin vermez.
Bünyamin'in anlamı bin yemin, sağ elin oğludur. Burada, aslında Uzun İhsan Efendi’nin zihninde yarattığı, sağ elinden akan yazıda oğlunun can bulduğunu görürürüz. Uzun İhsan Efendi oğlun verdiği atlasta;
 “Rendekar düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum dolayısıyla varım, ama kimim? Galata’da, Yelkenci Hanı bitişiğinde ikamet eden Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi İzmir’de oturan mahzun ve şaşkın adam mı? Hangimiz düş hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım. Düşünen bir adam düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiğini düşünüyorum. Bu adam düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü o, benim düşüm. Var olduğunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum” der.



Uzun İhsan Efendi düşleyen ve düşleyebildiğinin farkında olan bir adam düşlemektedir. Düşlenen adam da aynı şekilde başka birini, hatta kendisini düşleyeni, zihninde düşleyebilir ve hayat buldurabilir ancak başkası tarafından düşlendiğinin farkında değildir.  Sofie’nin dünyasında olduğu gibi, Uzun İhsan Efendi de düşümüzde farklı dünyalar yaratabileceğimizi ancak bizim de bir başkasının düşünce yaşayıp yaşamadığımızı asla bilemeyeceğimizi söyler. Descartes’in (Rene Descartes, Rendekar olarak karşımıza çıkar) “Düşünüyorum öyleyse varım” argümanı, “ Düşünüyorum öyleyse varım ancak bir başkası tarafından düşlendiğim için de var olabilirim”e dönüşür. Uzun ihsan Efendi uyku ölümün yarısıdır der ve uykusunda astral seyahat yapar ve dünya atlasını bu şekilde çizer. Burada kanımca Mesnevisinde astral seyahatten bahseden Mevlana’ya gönderme yapılmıştır.

Kitabın sonunda, Bünyamin tüm yaşadıkları sonucunda zamanında kendisine anlamsız gözüken “Sizler, hepiniz, içinde yaşadığınız dünya, Konstantiniye, her şey sadece ve sadece benim düşüncemde varsınız” sözlerini daha iyi anlar ve “Dünyadaki en büyük mutluluk bu dünyanın şahidi olmaktır” diyen babasına hak verir.


Kitapta verilen derin felsefi anlatının yanında Kubelik’in dişçi oluşunun hikayesi, Bünyamin’in hortlak zannedilmesi, Vardapet’in lağımcı oluşu, Hınzıryedi’nin dilencilerin şahı olması gibi komik tesadüflerle yan karakterlerin başlarına gelen binbir olay, hiç düşmeyen bir heyecan temposu ile kitabı zenginleştiriyor, okuyucuyu sarıyor ve eğlendiriyor. Bunun yanında Uzun İhsan Efendi, Bünyamin, Ebrehe, Kubelik gibi karakterlerle işlenen bilme arzusu ve kitabın zekice kurgusu okuyucu hayran bıraktırıyor.


"Puslu Kıtalar Atlası", okuduğum en güzel 10 kitap listeme çoktan girdi. Kitab-ül Hiyel, Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri, Amat, Suskunlar romanlarının yazarı, 2009 Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün sahibi yazarı İhsan Oktay Anar’ın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Henüz okumadıysanız, lütfen kendinize bir iyilik yapın ve bu kitabı okumayı atlamayın.

CONVERSATION

2 comments:

  1. bir solukta bitirmek için çaba sarfettiğim ama son sayfasına geldiğimde, düşümün bitişine üzüldüğüm kiitap.
    anında değil ama yürekte demlenip, beyin süzgecinindedn geçtikten sonra daha da bir sevdim bu kitabı.daha doğrusu i.oktay Anar'ı
    sevgiler canım :)

    YanıtlayınSil
  2. Bu kitabi ben de cok sevmistim. Bittiginde uzuldugum kitaplardandir

    YanıtlayınSil