Siddhartha


Nobel  edebiyat ödüllü Herman Hesse’nin uzun zaman önce okuduğum bir kitabı Siddhartha. Olmazsa olmazlardan, okuyunca çok şey katanlardan. Ya da şöyle demek daha doğru olur, herkese görebildiği kadarını gösteren bir kitap Siddhartha. Hayata dair yazılmış, satır satır etkileyen, son sayfalarla birlikte budur dedirten.



Brahman’ın oğlu Siddhartha senelerce sarayda refah içinde yaşamış, aldığı yüksek eğitime, bilgeliğe karşın mutsuz, herkesin sevdiği bir gençtir. Sahip olduğu zenginlik ve güzelliğin bir yanılgıdan ibaret olduğuna inanır. Egosuyla savaşmak, ben’i öldürerek kendini bulmak, içsel mutsuzluğunu huzura kavuşturmak için bir yolculuğa çıkmaya karar verir. Babasının karşısına dikilip bu arayıştaki kararlılığını gösterir ve saraydan ayrılır. Onu çok seven arkadaşı Govinda da Siddhartha’yı yanlız bırakmaz.  Samanalara katılırlar, Buddha ile tanışırlar. Siddhartha Buddha’nın bilgeliğinden, Tanrısal öze ermiş olmasından çok etkilenir ancak arkadaşı Govinda’nın aksine Siddhartha Buddha’nın öğrencisi olmak istemez ve Govinda ile ayrılırlar. Siddhartha kendi yolunu bulmak ister, ona göre herkesin yolu farklıdır ve Tanrısal öze ulaşan bir insanın etrafındaki insanlara aynı yolu gösteremez. Her bireyin başkasının bakış açısına sıkışmadan kendisinin yürütmesi gereken içsel bir yolculuktur bu.



 
Siddhartha ben’i öldürmenin bir öğretmen vasıtasıyla ya da dünyaya kayıtsız kalarak yapılamayacağını görür ve kendisini dünya hayatının içine atar. Tanıştığı güzel kadın Kamala’ya kendini beğendirmek için ticaret yapar, para kazanır ve zenginlik içinde yaşamaya başlar. Saray’da kaldığı yıllarda edindiği bilgelikle dünyevi malları elde etmek kendisi için çok kolaydır. Zaman içerisinde yaşadığı düzene kendini iyice kaptırır, egosunun esiri olur. Günah işler, hırsla daha fazlasını elde etmek için uğraşır, refah ve zenginliğe değer verir. Kamala dışında artık kimse sevmez onu.  Dönüp baktığında yaşadığı hayat karşısında tiksintiye düşer.



Siddhartha kendisini bulmak için yola çıktığında 28 yaşında ince, soylu düşüncelere sahip, oruç tutan, bekleyen, düşünebilen bilge bir gençken artık  40’lı yaşlarda hayatın hırslarına yenik düşmüş, dünyevi zevklere kapılarak yıllarca yaşamış, elindekini de kaybetmiş bir adamdır.  Kamala’dan bir oğlu olduğunu öğrenir ancak bu çocuk Siddhartha’nın yaşamını beğenmez ve yaşadığı refaha dönmek için babasını terk eder. Bu noktada, Herman Hesse karmik olarak Siddhartha’nın babasına çektirdiği acıyı, oğlu ile kendisinin çektiğini anlatır.



Kitabın sonunda Siddhartha yıllar önce tanıştığı kayıkçı ile karşılaşır. Kayıkçı Vasudeva insanları nehirde karşıdan karşıya geçiren, nehrin bilgeliğini duyumsamış bir adamdır. Siddhartha onun, aradığı öze ulaşmış olduğunu görür. Vasudeva, ben’i öldürmüştür, Siddhartha’dan farklı olarak bunu kendisini dünyadan ayrı tutmayarak yapmıştır. Vasudeva her gün üzerinden geçtiği nehir ile bir bütün olmuştur, evrenle bütünleşmiştir. Sarayda yetişen Siddhartha arayış içinde geçirdiği yıllarda bile kendisini insanlardan ayrı, üstün tuttuğunu fark eder. Kamala ile geçirdiği sefahat yıllarında içsel olarak düşmüştür, artık kendisini aşağılık görür. Aslında bu aşamada insanlara karşı duyduğu kibir yok olur, kendisini diğer insanların eşiti görür. Bunu idrak ettiği noktada kendisini insanlardan, evrenden, diğer tüm yaratılanlardan ayrı tutmaz. Siddhartha yaşadığı günah, hırs dolu yıllardan iyi ve doğruyu öğrenmiştir.


Ben artık yok olmuştur ve Siddhartha özgürlüğe kavuşur.


CONVERSATION

1 comments:

  1. Bu kitabi okudugumu bile unutmusum, postunu okuyunca hatirladim, yuzum gulumsedi

    YanıtlayınSil