Masmavi Hayat






‘Hayat nedir?’ diye sorduklarında henüz çok küçüktüm, bunu bana engin deryalar kadar mavi, güneşin yaktığı dalgalar kadar parıltılı bir çift göz sormuştu. Anlam verememiştim. Hayat ne olabilirdi ki? Anneannemin yaptığı incir reçeline gizlice parmağını daldırıp hızla ağzıma götürmek ve o eşsiz tadı duyumsarken, gösterdiğim cesaretten ötürü diğerlerine muzipçe göz kırpmaktı hayat. Cesur olmaktı, yaramazlık yapmak, ceza almak, sıkıcı öğle uykularında kardeşimin kulağına burup burup ince bir çöp haline getirdiğim yaldızlı çiklet kağıdını sokmaktı. Kısacası hayat bir oyundu benim için. Diyemedim. Gözlerindeki katı ciddiyet, konuşmak için açtığım kırmızı ağzımı, büyüyen kıvılcımlı gözlerimdeki hayretle dondurmuştu. Kıvrık kirpiklerimi bir kaç kez hızlı hızlı kırpıştırdıktan sonra, gözlerimi büyük bir inat ve cesaretle gözlerine dikip söylemiştim: ‘Hayat bir denizdir!’. Mavi, masmavi gözleri kurtarmıştı beni. El kadar çocuktan böyle bir cevabı beklemeyen dayım, özenle taradığı kaşlarını şaşırmasına hakim olamayarak çatmış, daha sonra geniş, sevecen bir gülümsemeyle karşılık vermişti bana. Onu böyle görünce ben de gülüvermiştim. Güldüğünde çok tatlı olurdu, kalın dudaklarının örttüğü bembeyaz ve parlak dişleri ortaya çıkardı. Daha küçükken beni sevmek için yanıma yaklaşıp ayı pençesi kadar büyük elleriyle başımı sıvazlardı, bozulan saçlarımı huysuzlukla düzeltmeye çalışırken burnuma değecek kadar yaklaşıp bir şeyler söyler, ardından gülümserdi. Anneannemin masalındaki devler kadar iriydi. Canavara dönüşüp beni yiyeceğini sandığımdan bağıra çağıra ağlardım. Akan yaşlarım sümüklerime karışır süzülürdü. Ağlamak bana yakışmazdı, yuvarlak gözlerim kanlanır, altları morarırdı; kızarırdım, kıpkırmızı olurdum. Sonraları korkum yerini sevgiye bıraktı. Her gelişinde sütlü çikolata alırdı bana, kapıda durup alaycı bir edayla sallardı paketini, büyük bir açgözlülükle yerdim ben de. Her tarafıma bulaştırırdım üstelik. İşiteceğim azarlardan bir tek o korurdu beni, ‘Çocuktur, yapar, biz yapmadık mı zamanında?’ derdi. Onu çok severdim. Her gelişinde farklı bir kadın resmi gösterirdi bana, maçlara giderdik beraber. Beni geniş omuzlarına alır elimde renkli bayraklar sallaya sallaya dönerdik eve. Toprağı bol olsun, şimdi Kanlıca’da denize bakan yerinde uyuyor. Rahat uyu dayıcığım, seni nasıl özledim tahmin bile edemezsin. Her gidişinde, ‘Tekrar görüşeceğiz değil mi?’ deyip burnuma ufacık, masum bir öpücük kondururdun. Son öpücüğünü verdikten sonra bu soruyu sormuştun bana. Gülünce gözlerin de kısılırdı, yumuşak tüylü pofuduk kedilere benzerdin. Kucağında huzur buluyordum. Neden bilmem, boynuna dolamıştım kollarımı, sımsıkı sarılmıştın bana, yanağın yanağıma değiyordu. ‘Akıllı yeğenim benim.’ demiştin. Yanağım ıslandı birden, irkildim, kafamı geriye çekince sicim gibi damlalar gördüm. Cevabım seni çok etkilemişti. ‘Hayat bir denizdir.’ demiştin; acılar denizi.. ‘Hepimiz yüzmeye çalışırız, lakin boğuluruz çoğu zaman, sen boğulma e mi, martıları takip et’ demiştin.’ Hala bir resmin durur bende, siyah beyaz, kenarları yıpranmış soluk bir resmin. Yıllar sonra son söylediklerini çok iyi anladım, acılar denizinde yüzdükçe düşlerimden uyandım. Yüzmeyi geç öğrendim, etrafımdakilerin hepsi boğulunca. Ağaç yapraklarını dökünce bir ben kaldım, kurumuş dallarında. Yılmadım, hevesle, azimle çırpındım sularda, azgın dalgalarda. Bir oraya bir buraya sürüklendi yüreğim acılar denizinde. Boşlukta bir nokta oldum, sığınacak bir limana hasret, cebimde rengarenk umutlarım dalıverdim zehirden acı sularına. Tenimde hissettim soğuğunu, yalnızlıktan üşüdüm. Bulutlarla arkadaşlık ettim, güneşi sordum onlara. Yüreğim kara acılarla doldu arkada bıraktıklarımın yok oluşlarını duydukça. Martılar söyledi bana. Acılar denizi evim oldu, balıklar yoldaşım. Beyaz martılar lekeli kanatlarını gerdiler üstüme, alay ettiler kimi zaman. Alaycı süzüşlerle güldüler bana. Kalbim aklımla deli gibi çelişti. Gönlüm tek arzusunun sulara gömülmek istediğini fısıldadıkça, aklım buruk yüreğimi ezdi. Mavi limanı aradı durdu lakin yolum çok uzundu. O liman ki iskelesinde sevgili bekliyor olmalıydı. Düşlerimde hep burası vardı, yaşam sevincimin fışkıran kaynağıydı, billur gibiydi suları ak ak, köpük köpüktü. İçtenliği sıcacıktı. Yüzdüm vardım. Zamanı kaybettim. Geçen yıllar baharda açan sevda çiçeklerimi solduramadı. Çok acılar çektim karanlık denizimde.
                Dayımın ardından iskambil kağıdı gibi devrildi ailenin çınarları. Parada pulda gözüm yoktu, hiçbir zaman da olmadı zaten. İnsanların maneviyatlarını yitirişlerini izledim sessizce, söz sırası bana gelince dayımı cevaplamak üzere yaptığım gibi ağzımı kocaman açıp yine duraksadım. Bu sefer baktığım gözler ışıklı ve sevecen değildi, cesaret yerine korku veriyordu. Tüm gücümle koştum iskelenin eski tahtalarında, kendimi sulara bıraktığımda akıntı yol gösterdi bana. Kaçtım karanlık yüzlerden, donuk ve anlamsız dünyalarındaki tek değerleriyle, parayla başbaşa bıraktım onları. Yıldızlar göz kırptı bana, meltem ıslak tenimi yaladı, yitirilen insani değerler doğayla bütünleşmişti, hayat sandığım kadar dürüst ve arkadaş değildi. Mavi bir akşamüstü, sular çekilmekteyken sinsice, kızgın güneş ufukta sessizce batıyordu. Bembeyaz martılar kanatlarını amaçsızca çırptılar boşlukta. İçlerinden biri ani bir dönüşle sarı gagasını bana çevirdi, alçaldı durdu. Öteleri işaret etti, kaldırıp kafamı baktım ki mavi liman eşiğinde mavi gözlü sevgili. Martı önümde, son gücümle avuçladım yeşil yosunlu suları, ruhum bedenimden taştı, sevincim aydedeyi gülümsetti, dayımdan selam verdi. Vardım tuttum sevgilinin elini, şöyle içten sıcacık sevgi aktı bedenime. Sevgili şairin sözleriyle karşıları beni:
                             ‘‘ Yorgunsun uzaklardan gelmişsin
                                Yitirmişsin nen varsa birer birer
                                Bir sağlık, bir sevinç, bir umut
                                Onlar da neredeyse gitti gider.
                                Dost bildiğin insanların yüzleri
                                Aynalar gibi kapkara
                                Suyu mu çekilmiş bukutların
                                Dönmüşsün kuruyan ırmaklara
                                Taşlara düşen saat gibi
                                Ne artı ne eksi
                                Bir sağlık, bir sevinç, bir umut
                                Hikaye hepsi...’’*
Sözleri gökyüzünden mavi, aynadaki yansımamdan gerçekti, Acılar denizinde boğulmadım asla, hırsla yenilmedim, özgürlüğe, hürlüğe kavuştum, acılar denizini sevince boğdum.

*Şiir: Cahit Külebi                                                                                
Giz Haziran 2001


CONVERSATION

5 comments:

  1. Paylaşacağım ilk öykünün yazmış olduğum ilk yazı olmasını istedim, çok uzun zaman önce yazılmış hikayem umarım okuyanlara aynı tadı verir..

    YanıtlayınSil
  2. Giz, betwinus n sıkı takipçisiyim ama gizli terası dün keşfettim ve blogundan cok keyıf aldım oylekı en son yazılardan başladım dun ve buraya kadar geldim, bir yazında da belirttiğin gibi her modaya bakıma düşkün dış görüntüye önem veren insanın içi boş değildir, ben de bunu anlatmaya çalıştm yıllarca, bu blog da bunu çok iyi ifade ediyor. Sevgiyle...

    http://bir-alisveriskoligin-itiraflari.blogspot.com/

    YanıtlayınSil
  3. Tatlım harikasın gerçekten, yazılarımı okumuş ve bundan keyif almış olman tarifsiz mutlu etti beni :) O önyargıyı bu yaşıma kadar o kadar çok yaşadım ki sırf bu sebepten önce moda blogu yerine gizli teras'ı aktif hale getirdim, yorumun yaptıklarımın boşa gitmediğini ve bir şekilde fark edildiğini kanıtladığı için benim için anlam ve önemi çok büyük. Çok çok teşekkür ederim canım benim, iyi ki varsın :)

    YanıtlayınSil
  4. sevgili giz, her halinden o kadar belli ki dışı güzel ama içi boş olanlardan olmadığın. bu kızda farklı bir şey var diyordum hep betwin us 'u takip ederken. gizli teras'ta ki yazılarını en baştan okumaya başladım ve anladım ki haklı bir farklılık sendeki. gözlerim doldu bu yazıyı okurken. hayat denilen denizde boğulmadan her daim yılmadan mücadele eden biri olarak, duygularıma tercüman olduğun için teşekkür edebilirim ancak sana. yaşananlar farklı olsa da ortak noktalar hep aynıdır. geç farketmiş olsam da gizli teras ve özellikle seninle tanıştığım için çok ama çok memnunum.

    sevgiler
    eda

    YanıtlayınSil
  5. betwin us'u uzun süredir takip ediyordum. gizli terası sondan başa doğru inceledim. kardeşin ve seni takip etmekten çok zevk alyorum. sizlerle günün birinde sizlerle karşılaşmayı tanışmayı çok isterim. harikasınız.
    kübra

    YanıtlayınSil