Dönüşüm




“Dönüşüm” adlı kitabı ilk okuyuşumda konusu ve anlatımı karşısında çok etkilenmiştim. Bir sabah tedirgin düşlerinden uyanınca kendisini dev bir böcek olarak bulan Gregor Samsa’nın hikayesini hüzünlü, dramatik ve hatta trajik bulmuştum. Burada kitabın ana felsefesinin varoluşçuluk mu yoksa absürd felsefe mi olduğunu tartışmayacağım. İlgimi çeken ve paylaşmak istediğim şey Gregor’un acımasızca dışlanışı.


Hikayeye ana hatlarıyla bakacak olursak; yaşaya geldiği döngüyü kırmak isteyen insanı simgeler Gregor Samsa. İşe giden, ailesine bakan, sabah erkenden kalkıp geç saatlere de çalışarak sorumluluklarını yerine getiren bir birey iken sorgulamaya, içine düştüğü yalnızlık sonucu yabancılaşmaya başlayan kahramanımız bir sabah dev bir böcek olarak uyanır. Başta ailesi sırt çevirir ona, annesi görmeye dahi tahammül edemez, babası ile sopa ile iterek odasında tutar. Bir tek kardeşi Grete son ana kadar umudunu kesmez ve abisinin normale döneceğine inanır, dönmeyeceğini anlayınca o da annesi ve babası gibi ölmesini yeğler ve sırtına fırlatılan elma bedeninde (böcek kitininde) saplı duran Gregor Samsa ölür. Ölünce de evin hizmetçisi tarafından çöpe atılır (Gömülmeye değecek bir insan değildir çünkü artık o).


“Dönüşüm”de Kafka öyle bir alegorik ağ kurmuştur ki kişinin okuyup da düşmemesi imkansızdır. Hemen herkes bir şey bulabilir kendisinden. Toplum kurallarına uyan, bir düzen içerisinde yaşayan herkesi gizli gizli tehdit eder aslında “Dönüşüm”. İnsanları birbirine bağlayan düzen zincirinde halkanızı gevşetmeye kalktığınız anda nasıl dışlanacağınızı gösterir. Zaman ve kültür farkı etkenlerinden bağımsız olarak geçerliliğinin sağlamasını da her daim yapar. “Farklı olanı dışla” ilkesi evrilmeye ilk başladığı andan ve hatta öncesinden beri insanın genlerinde kodlanmıştır.


Bundan 100 yıl kadar önce Gregor Samsa’nın başına gelen dışlanma bugün pekala hepimizin başına gelebilir. İyi bir eğitim almış, saygın bir işi olan toplum tarafından sevilen bir insan düşünün. Bir anda tercihlerini değiştiriyor, saygın olmayan bir iş veya onay görmeyen bir hayat tarzı seçiyor yani böcekleşiyor (En basit örneği ile günümüzde, toplumumuzda bir kızın erkek arkadaşı ile aynı evde yaşamak istemesi, bir erkeğin de ailesine gay olduğunu söylemesi aynı derecede böcekleşme alametidir) kendisine sırt çevriliyor, dışlanıyor. Hatta bazı durumlarda ölse daha iyi olurdu deniyor.


Kitapta bir diğer ilgimi çeken şey ise böcek görünümündeki Samsa son derece insani hisler içerisinde hareket ederken, insan görünümündeki ailesi son derece hayvani (böceksi) hislerle çocuklarını dışlaması olmuştu. Koşulsuz sevgi şurada dursun, koşulsuz nefret ediyorlardı Gregor Samsa’dan. Kurtulunması gereken bir yük olarak görüyorlardı ve sonunda da kurtuldular kendilerine bir utanç kaynağı olan o tiksindirici böcekten. Gregor Samsa’nın çöpe atıldığı o nihai sahnede ailede eksiksiz herkes, hizmetçi dahil, esas dönüşümlerini tamamlamışlardır ve insanlıklarından geriye tek bir zerre kalmaz.

CONVERSATION

0 comments:

Yorum Gönderme