Dogville


Yönetmenliğini Lars Von Trier’in yaptığı “Dogville” izledikten sonra uzun süre etkisinden kurtulamadığım  kült bir film. Minimalist bir drama olarak tiyatro sahnesi gibi bir sette çekilen, yalın replikleri ile basit  görünen ancak her sahnede gizli bir mesaj içeren film bir başyapıt niteliğinde. Grace rolünde izlediğimiz Nicole Kidman, Paul Bettany, Lauren Bacall, Patricia Clarkson gibi yetenekli isimlerin oyunculukları çok iyi.




Son on yılın en iyi filmleri arasında gösterilen Dogville, Cannes film festivalinde aday gösterilmiş, aynı zamanda bir çok ödüle sahip. Aslında triology (üçleme) olarak tasarlanan filmin devamı olarak çekilen “Manderlay” aynı derecede ses getirememiş, serinin son filmi “Washington”ın ise hala çekilmesi bekleniyor.




Filmin açılışında Musa’ya gönderme var. Filmin en başından sonuna dek Musa adlı köpek havlıyor. İçimizdeki köpek mi yüzümüze havlıyor ? Bir yanlış mı yaptık da havlıyor? İt ürür kervan yürür mü diyor? Belli değil.



Kasabanın merkezinde dini bir yapı ve Pazar yeri var, buradan Dogville’in dini merkezli bir kasaba olduğunu görüyoruz. Anlatıcı John Hurt güçlü tanrısal bir ses. Hikayeyi böyle bir sesin anlatıyor olması inandırıcılığı arttırıyor. Dogville sınırları çizilmiş bir kasaba, yolun ötesi görünmüyor. İçerisi güvenli bir hücre, dışarısı ise karanlık ve belirsiz olarak algılanıyor.

Mafyadan kaçan güzel ve mütevazı Grace Dogville’e sığınıyor. Grace ortaya çıkınca düzen bozulacak korkusu oluşuyor. İyilik, saflık ve masumiyetin sembolü olaran işlenen Grace Tanrı’nın lütfu anlamına geliyor.  Bir yabancı olarak geldiği kasabada kendini kabul ettirmek için herkese saf ve içten bir tavırla yardımcı olmaya çalışıyor ancak kasaba halkı ondan yardım istememeye direniyor. Böylece dışarıdan geleni aralarına almayacaklarını anlatıyorlar.



Zarif, masum, savunmasız, iyi olan her zaman çok tahrik edici. Kasaba halkı onu kendisine benzetmeye, tahrip etmeye çalışıyor. Grace’in kırılganlığı, hassasiyeti insanlarda istismar isteği uyandırıyor. Burada akla gelen soru Tom’un iyi ve dürüst insanlar olarak tanıttığı Dogville halkı gerçekten öyle mi? oluyor.

İlerleyen sahnelerde kasaba halkı ufak yardımları kabul etmeye başlıyor. Tüm iyi niyetine ve karşılıksız yaptıklarına karşın Grace’in masumiyeti insanlar tarafından sömürülüyor. Küçük kasaba zihniyeti ile dışarıdan geleni, yabancıyı yok etmek istiyorlar.  Başına konan para arttıkça Grace’in masumiyeti sorgulanıyor, ödül insanları cezbediyor,  bu da içlerindeki iyiyi sınıyor. Halk Grace’i saklamakla daha çok riske girdikçe ondan beklentileri de artıyor. Kendilerini haklı çıkaran ahlaki bir dayanakları var ama bu bahane. Kapitalizmin özü; köleleştirme. Kasaba halkının verdiği mesaj: 5 milyon doları istemiyoruz ama karşılığında daha çok çalış!




İzlerken en çok merak edilen nokta, Dogville halkı Grace’den vazgeçecek mi? İyi ve dürüst insanlar olarak vicdanları onları nasıl davranmaya itecek oluyor. İnsanlar bunu açıkça söylemiyor ama alt metinde dikkatli olmazsan seni teslim ederiz yatıyor.



Zincire vurulan Grace aslında ikinci sınıf muamele görüyor. Filmdeki asıl şiddeti alt metindeki tehdit oluşturuyor. Dogville halkı anlamına gelen Dogvillians aslında villian= kötü adam anlamına geliyor.




Filmde dramatik ironi/durum ironisi var.  Duvarlar şeffaf. Bizim gördüğümüzü onlar görmüyor ama içten içe biliyorlar. Komşusu ve Grace yalnız kalınca olanları aslında herkes biliyor. Grace masumiyetini bir defa kaybediyor..Bir defa olan hep olabilir… Aşık olduğu Tom olanları görmezden geliyor, onu koruyamıyor ya da korumuyor. Grace’in temel kaygısı hayatta kalmaktı ama burada güvende mi? Grace Dogville’den kaçmak için bindiği kamyonda elmaların arasında yolculuk ediyor. Burada elmanın simgelediği genesis (yaratılış) hikayesi. Elma ilk günah,cennetten kovulma.


Dükkandaki biblolar Grace’in kırılganlığını simgeliyor. Sinema dilinde kırılan bir şeyin çok daha büyük bir şeyin habercisidir. En etkili savaş sahnelerinden daha fazla şiddet içerdiğini düşündüğüm bibloların kırıldığı sahne acaba daha sonra neler olacak diye düşündürtüyor..  



Sınırsız suistimal, tecavüz ve tacizden sonra Grace kilisede her şeyi herkesin yüzüne vuruyor, buna karşılık kilise halkı sev ya da terk et diyor. En sonunda, Grace’den kurtulup eski düzenlerine dönmek için gangsterleri çağırıyorlar…




Grace'i her yerde arayan mafyanın gelmesiyle gangsterlerin başının babası olduğu anlaşılıyor. Arabada Grace ile babası arasındaki dialog çok önemli. Birbirlerini kibirli olmakla suçluyorlar. Grace aslında Dogville halkının yaptıklarını babasına savunurken sahip olduğu üstün iyilik ve saflıktan kibir duyuyor. Onlar sıradan insanlar, ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar ama Grace insanüstü bir iyiliğe sahip, onlardan kendisi gibi olmalarını beklemiyor. Bu noktada kibir ön plana çıkıyor.




Grace içsel muhasebesi sonucunda herkesin elinden gelenin en iyisini yapmadığını ve aslında kötü olduğu için kendilerinden kaçtığı gangsterlerle küçük köydeki insanların ahlaki açıdan hiç de farklı olmadıklarını görüyor, aynı kokuşmuşlukta... Kasaba halkının iyi ve dürüst olmadığını anlıyor. Aksine iyi, güzel ne varsa yok etmeye çalıştıkları için o da köyü yok ediyor ve Dogville’i haritadan siliyor. Film boyunca Tanrı’nın lütfu olan Grace, sonunda Tanrı'nın gazabı oluyor ve ilahi adaleti sağlıyor.



CONVERSATION

0 comments:

Yorum Gönderme